3 Haziran 2020 Çarşamba

Ergenlik Üzerine, Ergen Velilerine Öneriler

 
 
*Bu yazı normalde benim bir dersimin ödevi fakat belki bloğumda olursa insanlar bundan faydalanabilir diye düşündüm ve paylaşmak istedim. Keyifli okumalar. 
                                                                                                                                                                    


         Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerekir.
                                                             Mevlana
 
 
 
  İnsanların ömürleri boyunca geçirdikleri belli başlı dönemler vardır. Bu dönemlerde fiziksel, psikolojik, sosyal pek çok gelişme meydana gelir. Bazı adımlar doğru atılmazsa gelişim sekteye uğrar ve kişiyi olumsuz etkiler. Bir gelişim kuramcısı olan Ericson'un Psikososyal kuramına göre 12-18 yaş arasını kapsayan ergenlik dönemi bu dönemlerin en önemlisi sayılabilir. Bu dönemde kişi çocukluktan çıkmaya ve yetişkin olmaya başlar. Kendini bulma yönünde önemli adımlar atar. Burada bizlerin ve siz velilerin yapması gereken önemli görevler vardır: Çocuğun kendini bulma serüveninde onun ellerinden tutmak ve onu engellemeden doğru adımlar atmasında yardımcı olmak!

                                          
  
ERGENLİK VE ERİNLİK
 
   Ergenlik döneminde çocuk pek çok açıdan değişim gösterir. Burada ‘’erinlik’’ dediğimiz kavram ortaya çıkar. Erinlik ‘’çocukluğun sonlanması ve kişinin bir dönüşüm evresine girmesi’’dir. Cinsel olgunlaşma anlamına gelen bu dönem çocuk için büyük bir problem (kriz) oluşturmaz ancak önemlidir.
 
 
                                 
 
ERGENLİK VE KİMLİK
 
  Bu dönemin en mühim sorunu kimlik oluşturma meselesidir. Her ne kadar kimlik oluşumu sadece bu dönemde başlayıp bitmese de özellikle bu dönemde yapılanır.  Bir diğer sorun da fiziki olarak boy gösterir. Bu dönemde bedenlerinde olan değişimlerden dolayı şaşkın olabilirler ve yetişkin dünyasına adım atmak için çekimser kalabilirler.. Ayrıca meslek seçmek konusunda telaşlı ve toplumdaki yeri hakkında endişeli olabilirler.
  
                                          

   Bu dönemde çocukların farklı roller denemelerinde herhangi bir sorun yoktur. Kendi kimliklerini geliştirmek için bu bir gerekliliktir. Bu yüzden çocuğun farklı roller denemesine müsaade edilmeli (sigara içme, maddeye ya da kişiye bağımlılık geliştirme gibi davranışlar engellenecek şekilde) yaptıkları desteklenmelidir. Çocuklara belli kimlikler (kadın-erkek rolleri özellikle. Kız çocuğuna ev işleri erkek çocuğuna iş hayatı vb. ) dayatılmamalıdır.
 
                                             

   Bu dönemde çocuğun düşüncelerini önemsediği kişiler özellikle akran gruplarıdır. Bu yüzden etkileşimde olduğu insanlara dikkat edilmedir. Ek olarak ebeveyn ve akranlarının düşünceleri arasında çatışma yaşayacağından bu durum kimlik karmaşasını arttırır. Çocukların kimlik karmaşası yaşamaları doğal ve gereklidir. İstikrarlı bir kimlik geliştirmeden önce kim olduğundan kuşku duymak ve karışıklık yaşamak doğaldır (Feist ve Feist, 2009).
 
 
                              

   Fanatik gruplar, tarikatlar vb. (siyasi partiler, futbol takımların taraftar grupları gibi) bu dönemdeki çocukları hedeflemektedir. Böyle gruplarla özdeşim kurması çocuğunuzun kişilik gelişimine zarar vereceğinden uzak tutulması gerekilmektedir.
 
                                           
                            
   Bu evrenin gelişim görevlerini yerine getirmeyen kişiler önceki dönemlere (çocukluk gibi) geri dönüş yaşayabilirler. Bu kişilik gelişimine oldukça zarar verir. Bu dönemdeki görevlerini yerine getiren çocuklar -kimlik karmaşasından denge içinde çıkan- ise olumlu sonuçlar alır. Kendine ve çevresine güvenen, sorumluluklarından kaçmayan bireyler haline gelirler. Bu yüzden onları gelişimleri yönünde engellememek, rol arayışlarının önüne geçmemek gerekir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KAYNAKLAR
Duran, N. (2017). Psikososyal Gelişim Kuramı: Erik H. Erikson. Kişilik Kuramları. Bölüm 4.

Karaman, Ö. Gelişim Kuramları. Yaşam Dönemleri ve Uyum Sorunları. Bölüm 2.


14 Ocak 2020 Salı

Depresif Şeyler



Yarın çok önemli bir sınavım var fakat ben bu yazıyı yazmaya başlamadan önce 4 bölüm ''You'' izledim, Tavukla dertleştim, dinlemek için mükemmel şarkıyı seçtim, biraz stalk yaptım ve Puff'u (bir yazı öncesinde haksızlık yaptığımı düşündüğüm arkadaşım) içimde eleştirdim.

Sınav? Hala başlanmamış 2 konum var.

Aslında bir süre kendim ve yaşadıklarım hakkında yazmamaya karar vermiştim. Yani en azından aklımdan ''daha fazla kendim hakkında yazmasam mı?'' diye geçirmiştim. Son yazılarım o kadar az okunuyor ki.. Bu biraz motivasyonumu düşürüyor. Ama yine buradayım ve kendim hakkında yazıyorum. Bir yerde bu bloğu çok okunsun diye açmamıştım zaten. Beni gerçekten okuyan 3-5 kişi olsun yeter diyerek başlamıştım bu işe.

Aslında kafamda anlatmak, buraya dökmek istediğim çok şey var ama oldukça düzensiz halde. Her şeyden bahsetmek istiyorum. Önce beni oldukça şaşırtan bir şeyden bahsedeyim.

1-2 gün oldu galiba öğreneli. Sınıftan bir çocuk benden hoşlanıyormuş, geçen yıl. Ders çalışırken Smile (bu yıl daha da yakınlaştığım, sınıftan bir erkek arkadaşım. Geçen yıl muhabbetimiz vardı ama kısıtlıydı. Bu yıl baya samimi olduk. Beni sevgilisiyle tanıştırdı, evine davet edip çay yaptı. Sevimli bir çocuk.) bahsetti. Haberin var mıydı diye sordu. Yoktu! Ayrıca o çocuğun benden nefret ettiği konusunda canım üstüne yemin edebilirim.. Hala devam ediyor mu hisleri bilmiyormuş. Çok da önemi yok zaten. Benim ona karşı hislerim yok. Olsa bile görmezden gelirim. Dertlerime dert eklemeye pek niyetli değilim. Ama bu olay beni bir şeyi düşünmeye itti:

Tavuk'a bahsederken, şey diye söz ettim. ''Bu çocuk nasıl benden hoşlanır, gerçekten nefret ediyor bence. Bence arkadaşlarıyla aralarında bi dalgadan dolayı adım geçti'' -Benden hoşlandığını çocuk arkadaşıma direkt söylememiş ortamdaki bir çocuk, benim kara listemdeki bir çocuk, ''kimden hoşlanıyor biliyor musun, şu kızdan'' deyip beni göstermiş- Ben böyle deyince ''neden insanların seni sevebileceğine ihtimal vermiyorsun?'' diye sordu.

Buna laik değilim gibi bir şey değil cevabı. Ama bence sevilmeye değer pek bir tarafım da yok. Yani beni arkadaş olarak çok seversiniz, konuşmak.. iç dökmek için biçilmiş kaftanımdır ama romantik anlamda bana karşı birinin bir şeyler hissetmesi olanaksız geliyor. Kızlara özel o albenim yok, güzel miyim? Görüntüsünden dolayı hoşlanılacak kadar değil. Düşüncelerim genelikle erkekleri rahatsız edecek türden. Çok nadir olarak insanlara ihtiyaç duyarım. Her şeyi kendi başıma yapmayı severim ki bu yüzden arkadaş dışında çevremde başka isimlerle anılan insanları görmek istemem. Belki de nedeni budur. Ben yanımda ''sevgili'' gibisinden bir şeyler görmek istemediğim için insanların da beni o tarz bir şekilde görmeyeceklerini inandırdım kendime. - Bir de olmak istediğim kadın muhabbeti var ama ona burada girmeyelim- Bu konuyu hiç kendi içimde düşünmemiştim. Bu durum bunu düşünmeye sevk etti beni işte.

İkinci olarak Puff.. Konuşmamakta hala ısrarcıyım ama onun hakkındaki görüşlerim galiba biraz değişiyor.  -Bunları okusa sanırım kalbi çok kırılır. Bu yüzden ona karşı hala çok suçlu hissediyorum.-  Sanırım üniden sonra arkadaşlığımız devam etmez. Ya da benim için bi Tavuk olamaz. Bu sonuca varmak beni biraz üzüyor çünkü yılın başında en yakın 2. arkadaşımı bulmuş olduğumu düşünüyordum. Aman neyse, bu konuyu bir daha kendime de açmayacağım. Önümüzde daha 2 buçuk yıl var. Belki yine eskisi gibi düşünmeye başlarım.

Kafamda olan bir diğer konu ise ''You''. Dizi beni efsane sardı. Şuan tek yapmak istediğim şey sezonu (2.) biran önce bitirmek. Sınava çalışmadığım için zaten 6 bölümüm kaldı. Ama sanırım bu bitirme işini perşembe gününe ertelemem gerekecek.  Daha fazla çalışmamaya devam edersem 2 önemli dersten ortalamam fena düşecek. En son istediğim şey de bu olur bu dönem.


Dönemi not açısından mükemmel bir şekilde bitireceğim gibi duruyor. Dün girdiğim sınav dışında girdiğim bütün sınavlardan 90 üstü bekliyorum. Dünkü sınavda da bi terslik olmadıysa 85. Kalan 2 sınavım da güzel geçerse bu dönemki tüm notlarım AA ya da BA olacak ki bu da ortalamamı 3.50'a çekecek. Ankara'ya Farabi yapmak istiyordum. -Ortalamam bu dönem 3.50 olursa bunu yapabilme ihtimalim yükseliyor.- Hala istiyor muyum? Biraz. Galiba çevremdeki insanlar benimle aynı şeyi istediğinde motivem düşüyor. Bundan Puff'a da bahsettim. Artık o da Ankara'ya Farabi istiyor.. Ortalamam 3.50 ye çekilirse kesinlikle yaparım ama yapamazsam da çok üzülmeyeceğim galiba..


Ayın 20sinde İstanbul'a dönüyorum. Sınavlar aslında 16sında bitiyor ama benim açık öğretim sınavlarım var hafta sonu. Onlara girip gideceğim. Sanırım 3 dersten kalacağım. Ana dalımla o kadar ilgiliydim ki açık öğretimin derslerine çalışamadım açıkçası. Biraz keyfine okuduğum bir bölüm. O yüzden dönem uzatmak çok umurumda değil. Sadece uzattığım her dönem ödenecek harç demek oluyor. Şu durumdayken parayı biraz düşünüyorum o kadar..

Evde işler biraz karışık. Araba aldık! Aman ne güzel.. Sözde, kardeşim işe girdiği için rahatça ödenecekti.. İlk ay sıkıntı çıkacaktı zaten buna hazırdık ben de biraz destek çıktım halloldu ama ikinci ay.. İlk işinden çıktığı için oradan 13 girdiği işinden de 17 gün maaş alacağı var. Ama hala alamamış.. Her şeyin yükünü anne-babamın maaşları da kaldıramamış. İstanbul'a gitmeden para yollamayı düşünmüyorum çünkü o para toz oluyor. Gidip ortalığı biraz toplamam lazım. Ama işleri topladıktan sonra ben dağılacağım.. 3. ayda da kendilerini toplayamazlarsa kendime iş bakmam gerekecek.. Hayırlısı olsun bakalım.

Hepsi bu kadar değil elbette.. Ama bu kadar çok depresif şeyden bahsedince yazma iştahım kaçtı. Bana şimdilik gudbay :p







4 Ocak 2020 Cumartesi

Bilememişlik



Birkaç konu hakkında bir arkadaşıma aşırı haksızlık yaptığımı düşünüyorum. Ama bu birkaç konu beni rahatsız ediyor. Şimdilik ona bunları direkt açmadım ama küçük küçük ünlemlerden bahsettim. Ve bazılarını ona açmamaya karar verdim. Fakat devam ederse direkt konuşmayı düşünüyorum.

Bu şeyleri düşündüğüm ve Tavuk'a bunlardan bahsettiğim için bile üzgünüm. Haksızlık yaptığım hissinden kurtulamıyorum ama içimdeki o ''kötü'' hislerden de kurtulamıyorum.

Çok iyi bir insan olduğunu düşünüyorum. Önemli konularda benden daha duyarlı.  Daha düşünceli ama pamuk suratının altında onun bile fark etmediği bir kişinin yattığını düşünmeye başladım. Bilemiyorum. Galiba gerçekten haksızlık yapıyorum. 

24 Aralık 2019 Salı

DURUM BİLDİRİMİ #4



Yurdun karşısındaki cafede oturuyor ve hayatımda ilk kez denediğim bir içeceği içiyorum.
Orman meyveli ''frozen''mış ismi. Beğendim mi? Çok değil. Bana küçükken okuldan sonra hevesle yediğimiz meybuzları hatırlattı. Ben limonlusunu severdim. Bu içeceğin de limonlusunu istemiştim ama kalmamış.

Arka planda bilmediğim bir şarkı çalıyor. En azından ismini bilmiyorum, ses çok tanıdık. Galiba Bllie Eillish.

Buraya ödev yapmaya geldim. Yurttaki odamdan çok sıkılmıştım. Hiçbir şey yapasım gelmiyor o odada. Belki yatak olduğu içindir. Yatak olan hiçbir yerde hiçbir şey yapamıyorum.


Ödevimde bayağı ilerledim. Ama arkadaşlarım benden farklı yaptığı için bazı eklemeler yapmak zorunda kaldım. Eklemeler yapınca tabloda bişiler kaydı. Bütün ekleri hallettikten sonra başa dönmem gerekecek. Bu biraz sıktı canımı..

Sınavlarım yaklaştı. 10 gün falan kaldı herhalde. Notlarım şuanda epeyce iyi. Ortalamamın düşmesini istemiyorum o yüzden şu ödevi bitirir bitirmez sınavlara dört elle sarılmaya başlayacağım.

Sol elimde bi' titreme var, inşallah önemli bir şey değildir..

Bu hafta içinde 3- 4 tane film izledim. Bu haftadan sonra izleyemeyeceğim gibi duruyor. Bu beni biraz üzdü. Sınavlardan dolayı hızım kesilecek.

Kitabımı -Budala- da hemen bitirmem lazım, sınavlar yüzünden araya çok süre girecek yoksa.  Dizi -Merlin- izlediğim için baya savsaklamıştım.
























21 Aralık 2019 Cumartesi

Müzik Hakkında, 1-2 Öneri




   Yazdan beri müzik zevkim çok değişti.

   Aslında hala her telden şarkı dinliyorum. Listemde her tarz şarkıyı görebilirsiniz ama dil büyük oranda farklılaştı. Bunun bir sebebi Spotify’a premium üye olmam. Diğer sebebi ise şu yazımda küçücük bahsi geçen ‘’hayatımda önemli olabilecek’’ kişi.

 Geçen yıllarda 10 saat şarkı dinliyorsam bunun 9.30 saatini Korece şarkılar kaplıyordu. Artık daha çok Türkçe şarkı dinliyorum. Türkçe Rock -ve özellikle alternatif rock- vazgeçilmez bir parçam oldu. 2019’da en çok dinlediğim tür de Türkçe Rock olmuş zaten. Lise döneminde dinlediğim Imagine Dragons ve Linkin Park’a da kesin dönüş yaptım.  2019’da en çok dinlediğim şarkıcı Imagine Dragons olmuş.

   Eski dinlediğim şarkılara dönmekle birlikte eski şarkılara da döndüm.



   Cem Karaca, Barış Akarsu, MFÖ, Pearl Jam, Muse, Nirvana, Metalica.. Bildiklerimin yanına bilmediğim birçok şarkıyı listeme kattım.. Güzel de yaptım bence. Eski şarkıların hissettirdiği çoğu duyguyu yenileri veremiyor çoğu zaman.

   Bu yazıyı  pek bilinmeyen ve dinlemekten aşırı zevk aldığım birkaç şarkıyı tanıtmak amacıyla yazmaya başladım aslında. Ya da bilinen ama tarihin tozlu sayfalarına kaldırılan. Ya da şuanda söyleyeni ünlü olup da bence alması gerekenden az değeri alan şarkıları.

   Bakalım benim kadar beğenecek misiniz?

Beyoğlu’nun Canını Almışlar- Vera




   Yaklaşık 1 aydır günde 3-5 kez dinlemezsem rahat edemediğim bir şarkı oldu. Önüme gelen herkese önerdim. Beğenmeyen çıkmadı gibi. Geçende de dayanamadım attığım bu postun başına iliştirdim şarkıyı, yazıyı okurken dinleyin diye. 


Aç Bağrını- Emir Can İğrek



   Artık bu şarkıcıyı tanımayan yok. Epey popüler oldu ‘’Nalan’’la. Nalan çok güzel bir şarkı evet ama ‘’Aç Bağrını’’ benim en en en sevdiğim şarkısı. Sözlerini en hissederek dinlediğim, en kabul ederek tekrar ettiğim.. Hele böyle bir dönemden geçerken en söylemeye çekindiğim cümleyi rahatça ifade edebildiğim..

   ‘’Aç bağrını, yaslayayım yorgun başımı..’’


Ervah- ı Ezelde- Grup Abdal



   Bu yaz keşfettiğim bir grup. Keşfettiğim günden beri sürekli dinliyorum.
Türküleri yeniden, yeni bir tarzla seslendiriyorlar. Benim en sevdiğim türkü Gesi Bağları’ydı. Taa ki bunu dinleyene kadar. Grup Abdal da o kadar güzel seslendirmiş ki üst üste kaç defa dinliyorum bazen sayamıyorum.


Again- Archive



   Kesinlikle herkesin beğeneceği bir şarkı değil. Ben de çok sevmiyorum aslında. Ama daha ilk saniyesinden beni çekiyor içine. Şarkı 16 dakika, dinlerken nasıl geçiyor o zaman asla anlayamıyorum. Tüylerimi diken diken ediyor.



Şimdilik bu kadar, daha sonra aklıma geldikçe yazarım. Keyifli dinlemeler.



18 Aralık 2019 Çarşamba

2020'ye Girerken





Hala çok kötüyüm.
Ailemle ilgili hiçbir şey yolunda gitmiyor. Dün yine ağladım..

Bazı bloggerlar 2020 hedefleri yazmaya başlamış bile. Durup düşündüm ben de hedeflerim ne olabilir acaba diye. Plan yapmak ya da bunlarla ilgili ümitlere kapılmak istemiyorum ama aklımdan şöyle bir geçti işte.

2020'deki ilk hedefim yaşayabilmek.  Boğuluyormuş hissinden kurtulabilmek.
Kitap okumayı zaten çok sevdiğimi biliyorsunuz eğer beni biraz takip etmişseniz. Yoğunluktan ötürü asla kitap okumadığım bir dönem içine girmiştim. Düşünmekten boğuluyorum dediğim bir an Tavuk ''Kitap mı okusan?'' dedi. Dediği şeyi çok mantıklı buldum, kitap okumaya geri döndüm. En çok düşünmeye meyilli olduğum anlarda alıyorum kitabımı elime kendi dertlerimi değil başkasının derdini okuyorum ve zihnimi kötü birçok düşünceden uzaklaştırıyorum.

Bu kararı verdiğimden beri 4 kitap okudum:

1- Kürk Mantolu Madonna- Sabahattin Ali

   Şu yaşıma kadar gerçekten nasıl okumam bu kitabı anlam veremedim cidden. Çok sevdim.. İnsan ve hayat üzerine yaptığı tahlilleri çok beğendim.  Bir sürü cümlenin altını çizdim. Buraya da birkaçını bırakmak isterim.

<<Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız:''Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar..''>>

<<Hiç de fena insanlar değillerdi. Yalnız boş, bomboş mahluklardı.>>

<<Arada bir fark vardı:Hayatın bundan ibaret olduğunu zannettiren bilgisizliğimin yerini şimdi, dünyada başka türlü de yaşanabileceğini bir kere öğrenmiş olmanın azabı tutuyordu.>>

2- Vatan Sağolsun- Aziz Nesin

İçinde birbirinden güzel hikayeler vardı fakat benim en sevdiğim kendi hayat hikayesine kısacık değindiği ''Benim Hikayem'' oldu. Kitabı İstanbul'a giderken bitirdiğim için orada bıraktım o yüzden alıntı bırakamıyorum.

3- Küçük Harfli Mutluluklar- Haldun Taner

Çok sevdiğim bir kitap olmadı açıkçası. İçerisinde 9 hikaye var ben bunlardan sadece 2 tanesini çok beğendim. Biri ''İstediği Şarkıyı Dinleyebilmek'' diğeri ''İznikli Leylek''.

İstediği Bir Şarkıyı Dinleyebilmek hikayesini gerçekten okuyun. Bana çok manidar ve hoş geldi.

<<Ama ne oldu sana, sökmedi tabii.Sökmez de zaten. Harp, eninde sonunda istediği şarkıyı dinlemek isteyenlerin zaferiyle neticelendi.>>

4- Sol Ayağım- Christy Brown

Etkileyici bir kitaptı kesinlikle. Yazar o kadar güzel anlatmış ki kendini ve ruh halini,onunla beraber aynı şeyleri sen de yaşıyor ve hissediyorsun . Bir ara çok popülerdi, bana şimdi okumak nasip oldu.

<<Sol ayağım, bulunduğum hapishanenin kapısının tek  anahtarıydı.>>

<<Bana baktı.''Korkuyorsun ve sen de bunu biliyorsun,'' dedi. ''Çok korkuyorsun ama bunu kendine bile itiraf edemeyecek kadar inatçısın. Bu iyi bir şey.'' dedi.

   Şimdi de Dostoyevski'den ''Budala''yı okuyorum. Sanırım bu Dostoyevski'nin okuduğum ilk kitabı. Aşırı aşırı beğendiğimi söyleyemeyeceğim ama daha kitabın yarısına bile gelmedim. Aşırı aşırı beğenmedim belki ama altını çizdiğim, değerli gördüğüm bir dolu cümleyle karşılaştım. Tavuk sonunda şok olacağımı söyledi. Güveniyorum ona.

Kitaplardan sonra beni meşgul eden yegane şey ödevlerim. Onlar da neredeyse bitti. Hatta neredeyse değil direkt bitti. Bu yazıyı yazmaya başlamadan önce üzerinde 3 gün çalıştığım ödevin son noktasını koydum. Yarın teslim edeceğim. Son bir ödevim kadı. Başlasam devamı gelir ama başlamak bile bir eziyet gibi geliyor şuan. Ama el mahkum.. yarın oturacağım başına.

2020'ye girerken ben böyleyim işte. Oyalıyorum kendimi. Kötü düşüncelere kapılmamak için. Faydalı mı? Çok değil. Sinir krizi geçirmeme engel olmuyor ama en azından yeni okumalar yapmış, yeni yazarlarla tanışmış yeni şeyler öğrenmiş oluyorum. 2020'ye de  diyorum ki:

Başıma gelen geldi daha ne kadar kötü şey getirebilirsin ki. Hoş geliyorsun..



5 Aralık 2019 Perşembe

Biraz beyaz sonra siyah





  Güzel haber!! Son yazdığım posttaki depresifliğim geçtiiii *yeeeey*

  Ama tabii ki hayat -olmazsa olmaz dedi ve- onun yerine yeni sorunlar, yeni endişeler, yeni ihtiyaçlar ve yeni bilmem kaç tane şey daha getirdi. Lakin artık daha az (hatta hiç) depresif olduğumdan dolayı hiçbirine ''yeter artık, bir gidin başımdan'' demiyorum.

  Anlatmaya baştan başlayayım..

  Yaz o kadaaar yoğun geçti ki benim için hem bir şeylere telaş etmeye vaktim olmadı hem ağlamaya zırlamaya. Çünkü çok çalışıyordum. Gerçekten. Kelimenin tam anlamıyla ÇOK. Bunun nedeni elbette ki çalıştığım yerin yoğun bir dönemde olmasıydı. Bir de benim ''Yazın çalışayım kışın sefasını sürerim.'' deyip bütün mesailere kalmam.

  Bu kadar çalışmama rağmen güzel de bir yaz oldu benim için. Hem kışın sefa sürebilecek kadar para biriktirdim (gerçi şu sıralar çok sefa sürebileceğim gibi durmuyor, klasik plan bozulma muhabbetleri.. Buna da alıştım..) hem arkadaşlarımla işten sonra bool bool (özellikle Tavukla -ondan daha önce bahsetmiş olmam gerekiyor ama muhtemelen farklı bir isimle bahsettim, en yakın arkadaşım-) buluştum hem de benim için önemli olabilecek biriyle tanıştım. Durum tanışmaktan ibaret ama olsun artık, elimizden gelen bu.

  Okul başlayalı da 1 ayı
.
.
.

 Yukarıdakileri yazalı 2 ayı geçmiş..

Ne kadar mutlu olduğumu anlatamadan yine buraya mutsuzluğumu ifade etmek için geldim.

Isınamıyorum..
İnsanlara.. bakışlara.. duruşlara..
En çok da kendime ısınamıyorum. İçimdeki çukuru dolduruyorum sonra yeniden açıyorum..
Tam her şey yolunda gidiyor derken kendimi yine uçurumun kenarında buluyorum.
Hem hiçbir derdim yokmuş gibi hem de en büyük dertler bendeymiş gibi hissediyorum..

Isınamıyorum..
Yaşamaya ısınamıyorum.. Gün içinde defalarca ''bitse de gitsek'' diyorum.
Defalarca ''hayal kurma'', ''plan yapma'', ''düşünme'' diyorum ama olmuyor. Günün sonunda hayal kurmuş, plan yapmış, düşünmüş oluyorum. Sonra bunların teker teker yıkılışını izliyorum.

Ağlayasım geliyor ama ona bile mecalim yok. Öylece durmak, durmak ve durmak istiyorum. Bütün insanlardan kaçmak, yok olmak.. sadece kendime değil onlara da zarar vermek istiyorum.

Korkuyorum. Hayatta en çok istediğim 1. şeyin yok oluşunu izlerken 2. şeyin de avucumun içinden kayıp gitmesinden korkuyorum..

11 Mayıs 2019 Cumartesi

ÇUKUR





      Hayatımın en depresif günlerini yaşıyorum. 

      Nedeni ne bölümüm ne sınavlarım. 

   Okulla ilgili memnun sayılmam ama iyi bir öğrenciyim bile diyebilirim. Çok çalışmıyorum açıkçası. Açıkçası hiç çalışmıyorum. Derslerde genelikle uyuyorum. Not almıyorum. Şu sıralar kitap da okumuyorum. Eskisi kadar film ve dizi de izlemiyorum. Dün gece kafam dağılsın diye önceden başlayıp bir süre ara verdiğim Kill It'i bitirdim. Aynı sebebe ek olarak uyanık kalmak için de Black Swan'ı izledim sabah.  Bir de Youtube'da ne kadar boş video varsa onları.

    Uyanık kalmam gerektiğini hissediyorum. Uyuduğumda çalan telefonun sesini duyamıyorum. Şu günlerde gelen her aramayı karşılamam lazım. Özellikle kız kardeşiminkileri. Tek bir aramasını kaçırırsam oluşacak sorunları engelleyememekten korkuyorum.

    Eskişehir'e geldiğimden beri beni en zorlayan şey ailemden uzak kalmak oldu. Ne şehre alışmak ne okula alışmak ne de tek başına hayatta kalmaya çalışmak zordu. Ailemden uzak kalmak da duygusal anlamda ''özlüyorum, onlarsız yapamıyorum'' şeklinde değil. Hiç özlem çekmiyorum. Ailemden uzak olmak bi' yerde bana da onlara da iyi gelecek diye düşünüyorum. Ama sürekli aklım onlarda. Özellikle kız ve erkek kardeşimin ilişkisi konusunda. Oradayken hava yastığı görevi görüyordum, buraya gelince o hava yastığı kayboldu. 

    Telefon ne zaman çalsa korkar oldum bir ''şey'' mi oldu diye. Ne zaman kardeşlerimden biri ''Abla'' diye mesaj atsa kalbim sıkışır oldu. Kendi hayatımda fazla ''duygusuz'' ailemle olan hayatımda fazla ''tepkili'' oldum. Özellikle son olanlardan beri beni ben yapan enerjim kayboldu. İnsanlara gülemez, yemek yiyemez oldum. Sahurda ya da iftarda fark etmiyor. İştahım kesildi. 

   İlk defa değil belki ama hayatımda ilk kez bu kadar derin bir çukura düşmüş hissediyorum. Çukurun açılmasına sebep olanlar belli ama artık kendimde o kadar içselleştirmişim ki bu konuyu çukuru büyüten ben oluyorum. İnsanların basit olayları karmaşıklaştırmalarından nefret eden biri olarak o nefret ettiğim durumu kendime yaşatıyorum. 

     Artık hiçbir şeye üzülmüyorum. İçimde sadece öfke ve korku var. Bir de beni ince ince kemiren ne yapacağını bilememe hissi. 

    

1 Aralık 2018 Cumartesi

ÇOK KONULU YAZI 2 -SINAVLAR, ETKİNLİKLER, KARANLIK VADİ, MÜSLÜM VB.-




Sınav telaşı bitti ödev telaşı başladı. 
2 farklı derse giren hocamız okul başladığından beri yazdırdığı raporları aniden istedi, onlarla uğraşıyordum. Sonracığıma yurtta bir internet sıkıntısı baş göstermiştir ki birkaç gündür internet var gözüktüğü halde hiçbir şey açmıyordu. Bunlar gibi sebeplerden ötürü ufacık, minicik, kısacık bir sıkıntı yaşadım buraya girmekle ilgili. Neyse ki -galiba- internet sorunumuz çözüldüğü için  -umarım kısa vadeli değildir- oturdum bilgisayarın karşısına.

Yurtta bu internet problemi sürekli yaşanıyor. İnternet gidiyor, ultra ultra ultra yavaşlıyor, var gözüküyor ama aslında olmuyor vs. vs. Söylüyoruz yönetime ama çözümler anladığım kadarıyla kısa vadeli oluyor. Alıştık bu duruma, maalesef.

Böyle sızlandığıma bakmayın ama, keyfim baya yerinde sayılır. Açıklanan sınavlarım iyi geliyor, Sınavlar bittiği için kurslarım başladı, üyesi olduğum klüp aktifleşti. Daha güzeli krediler -maalesef kredi çıktı-  yattı. Sınavlar bittiğinden beri, kitap hediye etkinliğinden gönderilen 1 kitap -Sevme Beni Yanarsın/ Melissa Senate-
ve Zweig'dan 4 kitap olmak üzere 5 kitap okudum. Muhtemelen bunların yorumlarını kısa kısa yazar tek bir postta toplar paylaşırım. Ama öncesinde okumam gereken 1 kitap daha var.

Bu yazıda özelikle bahsetmek istediğim 2 şey var. Biri geçen hafta cumartesi AKUT'la birikte gittiğimiz Karanlık Vadi yürüyüşü biri de ev arkadaşlarımla gittiğim Müslüm filmi....



Gerçekleşme sırasına göre yazarsam, önce Karanlık Vadi yürüyüşünden bahsetmem gerekecek.

 Geçtiğimiz Cumartesi bu yürüyüş için saat sabahın 6'sında uyanıp bana ve etkinliğe misafir olarak katılacak Z'ye kahvaltı hazırladım. Nagıt ve sosis kızarttım, evlerimizden getirdiğimiz kahvaltıları masaya koyunca da mükellef bir kahvaltı oldu. 6.30'da Z'yi kaldırdım, kahvaltı yaptıktan sonra çıktık yola ve buluşma noktasına gittik. 

Önce otobüsle Tandır köyüne gidip oradan yürümeye başladık. 14 km sonra Dağküplü köyündeydik. Ben asssssla yorulmadım. Zaten ormanın içinden geçtiğimiz için ortamda aşırı keyifli bir hava vardı, üstüne bu yürüyüşü Z'yle yapınca tadından yenmez muhabbetler döndü. İddia ediyorum o yürüyüşte bizim kadar eğlenen, bizim kadar gülüp kahkaha atan bir başka kişi veya kişiler yoktu.
Yürüyüşün sonuna doğru bizi küçük bir çağlayan bekliyordu, bol bol fotoğraf çekildik.
 Yürüyüş bitti, otobüslere binildi, gidiyoruz. Sonra durdu otobüs, inecek olanlar vardı. Biz inmeyecektik. Z kafasını sola çevirdi ve bir mantıcı gördü. O an ikimizin kafasında da şimşekler çaktı, ani bir kararla otobüsten inip mantı yemeye gittik :D İlk defa dışarıda mantı yedim, yediğim en güze mantı değildi ama Tepsi Mantısını merak ettiğimiz için evdeki kızlarla toplaşıp tekrar gitmeyi düşünüyoruz. Ha bir de biz otobüsten inerken nerede indiğimiz konusunda pek bir fikrimiz yoktu :D Neyseki çok da uzakta bir yerde inmemişiz yine yürüyerek eve gittik :D


Pazar gününe gelince.
Kızlarla Müsüm filmine gitmeyi çok istiyorduk fakat sınavlardan ötürü gidememiştik. Sınavar bitince "hadi bakalım!" deyip o çok övülen filme gittik. Övüldüğü kadar varmış gerçekten. Ben yine -taş kalpliliğimden herhalde- ağlamadım ama önüm arkam sağım solum ağayan insanlarla doluydu. G zaten film başamadan hazırlamıştı peçetesini, R de öyle :D Z ağlamadı ama bi ara gözüm doldu dedi :D  Film ''Ne hayatlar var be şu dünyada!'' dedirtti. Hala vizyonda gitmediyseniz, gitmenizi şiddetle öneririm. Müslüm Gürses dinlemiyorsanız da gidin, ben dinlemiyorum ama etkilendim.


Böyle güzel ve yoğun bir haftasonu geçirdim. 14 km'nin ağrısı da cumartesi değil pazar vurdu. Bacaklarımda epey bir ağrı hissettiğim halde haftasonumun her anı keyifliydi. Hatta kızlarla karar verdik Gençlik Merkezi'nin düzenediği yürüyüşlere de katılacağız. Bu hafta cumayı bekiyoruz, kayıtlar için.



Bu yazıyı normalde hafta başında yazmıştım ama arkadaşımın bilgisayarında -belki de bloggerda- bir sıkıntı çıktığı için asla yeniden düzenleyemedim. Tek harf hatası varsa resmen o harften sonra gelen bütün cümleleri silmem gerekiyordu ve bu aşırı zahmetli bir işti. Ben de başka bir bilgisayardan yazabilmeyi bekledim, anca bugün yapabildim.  O yüzden neden  bu kadar geç yazmış diye düşünmeyin, umarım yazıdan keyif almışsınızdır. Yazıya ekleyeceğim fotoğraflar vardı fakat telefonumdan aktaramadım. Yazıyı da daha fazla bekletmemek adına paylaşıyorum ama aklımda, aktarabileceğim zaman gelip editleyeceğim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.




10 Kasım 2018 Cumartesi

ÇOK KONULU YAZI -YURT,ARKADAŞLAR,ESKİŞEHİR VB.-





Mutfaktayım.

Mutfaktaydık. 

S'yle birlikte. 

S yurttan arkadaşım, dizi izliyorduk. Şu çooook uzun zaman önce buraya yorumunu da girdiğim Blood'u. Normalde film izleyecektik ama bir anda kararlar değişti ve dizi araştırmasına girdik. Önce yeni çıkmış dizilere baktık, bizi etkileyen bir poster göremeyince oyuncular sitesine girip beğendiğimiz oyuncuların dizilerine bakmaya başladık. Ahn Jae Hyun'u görünce dedim ki ''bence sen Blood'u seversin.'.  Başladık, sevdi. 2. bölümün bitmesine 6 dakika kala uykusu geldiği ve sabah erkenden uyanıp -4.30'da- hızlı trene binmesi gerektiği için o yatmaya gitti. Ben de kalmayı seçtim. Bu gece de uykum yok muhtemelen sabah uyanamayacağım, neyse ki uyanmamı gerektiren bir durum yok.

Peki ya ben neden kalmayı seçtim? 
Anlatmak için.
Yurt hayatımı, yemekleri-tabii öyle bir şey varsa :D- arkadaşlarımı vs. vs..


Önce yurttan başlayalım. Yurdum özel bir yurt. Yurt dediğime de bakmayın apart tarzı. Bir dairede 3 oda, her odada 2 kişi kalıyoruz. Yurdun yemekhanesi var ama ben yemek istemedim. Hem gereksiz masraf gibi geldi hem de benim saatlerime uyuşmazdı. Ben 5'te acıktıysam 5'te yemem gerekir. 6.30'a kadar bekleyemem.  Neyse ki dairenin mutfağı var. Bayağı kullanıyoruz mutfağı hatta şuan  darmadağın. Malum vize haftası milletin -ve benim de- ortalık toplamaya vakti olmuyor. Yemek yaptığımızı söyleyemem ama bilimum öğrenci dostu hazır gıda, çorba, makarna vb. itina ile pişiriliyor. 6 kızdan 5'i kendi yemeğini kendi pişiriyor. -Benim oda arkadaşım R yurdun yemekhanesinden yiyor.- 5 kişi kendi yemeğini kendi pişirince -böyle dediğime de bakmayın her odada bu işe yatkın olan bir kişi var ona düşüyor genelde :D Bizim odada ben, yan odada Z karşımdaki odada G :D- komşuda pişen bana da düşer hesabı oluyor. Çok şükür herkes iyi anlaşıyor bu yüzden hiçbir sıkıntı çıkmıyor. Hatta Z pişirdiği zaman bir şey bize yememiz konusunda oldukça ısrarcı davranıyor. Çoğu zaman en geç ve aç gelen ben olduğum için bu da benim işime geliyor :D

Yurt arkadaşlarımdan bahsedecek olursam. Önce canım tatlışım oda arkadaşım R'den başlayayım <3
Ben yurda geldikten bi' 1 saat sonra geldi. Benim yatağımın dibinde sadece orta boy bir valiz ve birkaç tane poşet varken onunkinin dibinde 2 battal boy valiz 1 orta boy valiz birkaç tane çanta ve birçok poşet vardı. Bu haliyle gözümü biraz korkuttu. Bu kadar şey getirdiğine göre biraz pimpirikli olabileceğini düşündüm. Kapıda annesiyle karşılaştığımızda kadının ''çok çalışır benim kızım, bir oturur yemek yemeyi bile unutur'' demesinden sonra da dedim ''aha, çok hassas biriyle karşı karşıyayım :(''. Neyse ki ne düşündüğüm kadar pimpirikli ne de korktuğum kadar hassas çıktı. Allah nazardan saklasın çok güzel bir arkadaşlığımız var. O da dağınık ben de, o da abur cubur seviyor ben de.. daha ne olsun? 
İngilizce öğretmenliği okuyor. 


Yan oda sakinlerimiz S ve Z'ye gelecek olursak. S turizm Z sınıf öğretmenliği okuyor. Şuan klavyesinde parmaklarımın dolaştığı bilgisayar da Z'ye ait. İkisi de çok kafa kızlar. Arada onlara gidip çekirdek çıtlıyorum, güze bir ortam var odalarında :D 

Karşımızdaki odanın sahipleri Ö ve G. Beni yurda ilk geldiğimde karşılayan G'ydi. Annem baya sevdi hatta ilk görüşte ''keşke bu kız oda arkadaşın olsaydı'' dediydi :D G de annemi çok sevmiş öyle diyor :D G hukuk okuyor. Geçen Anayasadan sınavı vardı ve hiç çalışmamıştı onunla 5'e kadar sabahladım. Ben gece uyanıklığına alıştığımdan ve o alışkın olmadığından onu ayakta tutma işi bana düştü. Hatta bir süre sonra aldım notları elime okuyup okuyup anlattım, sınavı güzel geçmiş :D 
Ö'nün varlığıyla yokluğu bir gibi benim için. O da benim gibi geç geliyor yurda. Bir de iç mimarlık okuyor, ödevi çok. Çizim masası bulduğu yerde çalışıyor. Bakın mesela bugün onu gördüysem eğer toplasanız 1 dakika etmemiştir. Ama tanıdığım kadarıyla tatlış bir kız. Arada biraz fazla atarlı oluyor sadece. Geçenlerde -sürekli dışarı çıkıyor bir şeyler almaya, birileriyle buluşmaya vs.- yurttan çıkarken takılayım dedim ''yine nereye gidiyon kız'' diye, ciddiye aldı. Annem babam bu kadar sormuyor dedi.. artık daha dikkatli davranıyorum, o kadar.

Yurt arkadaşlarım bunlar, şuan çok iyiyiz bir maşallahınızı alırım :D


Eskişehir'e gelince. Daha tanımaya fırsatım olmadı desem? Gezecek vaktim çok yok, olunca da uyuyorum yorgunluktan. Ki gezilecek yeri de yok gibi. Odun Evleri var orayı şöyle bir turladık, Porsuk Çayı'nı her gün görüyorum zaten. Bi' şatolu falan bir yer var orayı hiç görmedim. Çok fazla kafe var, kafe kafe dolaşıp yeni yerler keşfedeyim kafasında biri olmadığımdan herhalde kafelerin benim için de bir al benisi yok. Daha arkadaş ortamı da yapmadığımdan bir süre böyle devam eder gibi. Tek başıma çıkmam için daha zamanı var, tam olarak yerleşememiş gibi hissediyorum bu yüzden kafeler bekleyebilir :D.

Arkadaş ortamım yok dedim. Arkadaşım yok değil. 

-Ay ben demeyi de unuttum! Yurdum Anadolu Üni.'nin yanında haliyle yurttaki arkadaşlarımın hepsi Anadolu'dan. Ben Osmangazi için biraz yol gidiyorum, buradaki millete yolum uzun geliyor ama İstanbul'dan alışkın olduğum ve yürümek durumunda kaldığım için sorun etmiyorum. Buraya geldiğimden beri kilo almadıysam hep bu yolların sayesinde <3-


Ben herkesle konuşan bir tipim adam seçmiyorum. Ama sınıfta sezdiğim bir gruplaşma var gibi ben de herhangi bir gruba dahil değilim. Sürekli takıldığım 2 isim var B ve E. Bu kızlarla oldukça yakınım diyebilirim. -B ve E'yle ayrı ayrı takılıyorum bu arada, bir grup değiliz :D-  Hele bu kurs işine E'yle girdim. Ben gidiyorum sen de gelmek ister misin soruma olumu yanıtı gerçekten bir arkadaşlık kurmamızı sağladı. 

Bu kurslardan farkı olarak etkinliklerinde elimden geldiğince aktif olduğum AKUT öğrenci topluluğuna da katıldım. Çok güzel etkinlikleri var. İlk defa onlarla birlikte kan bağışı yaptım, kanınız 3 insana hayat oldu mesajı gelince de ne kadar doğru bir iş yaptığımı anladım.
Bir de İzcilik Kulübüne katılmıştım ama ondan atıldım :D 2 defa art arda etkinliğe katılmazsanız atıyorlarmış kulüpten :D 

Şuanlık yurt, arkadaş, kurs ve kulüp işleri böyle işte. İlerde daha güzel şeyler anlatırım inşallah. Bu anlatmak istediklerimin birinin sinyalini de şöyle vereyim.''Fotoğraflarla Eskişehir'' tadında bir yazı yazmak istiyorum. Gezilecek yerleri, önerebileceğim mekanları vesaire içeren. Şuan çok müsait değilim ama daha bir sürü vakit geçireceğim burada Allah ömür verirse. Bekleyin yani :D

Neyseciğim, yine çok şişirdim kafanızı. Saat de olmuş -3.48-. ben artık yatayım. *yatamadı*
Hayırı geceler.


7 Kasım 2018 Çarşamba

OLANLAR VE OLAMAYANLAR HAKKINDA





         Üniversiteye başlamadan önce hayallerim vardı. Yaz tatilinde kazandığım parayla kendime bir dizüstü bilgisayar alacaktım, bloggerda hiç olmadığım kadar aktif olup bloğumu bir güzel adam edecektim ama maddi durumumuz buna izin vermedi.. Çok mutsuzum bu konuda, hem de baya.. 

Bu yıl hiçbir planım istediğim gibi sonuçlanmadı zaten, bu yüzden yeni bir karar aldım mesela: Uzun ya da kısa vadeli hiçbir plan yapma hayatında!!

Tabii insan ister istemez plan yapıyor ama bunu minimuma indirmeye çalışıyorum ben, öncelikle uzun vadeli planlar yapmıyorum, mesela üniversiteden mezun olunca ne yapmayı planlıyorsun sorusuna şöyle cevap veriyorum ''aklımda bir taslak var ama o zamana bir gelmem lazım'' çünkü bu yaz birçok hayal kırıklığı yaşadım planlar konusunda. 

Ayrıca blogger olup, bol bol boş zamana sahip olup bir bilgisayarının olmaması çok kötüymüş insanın. Vizelere kadar (bu hafta perşembe başlıyor benim için) okulun ya da derslerin beni zorlayan hiçbir tarafı yoktu ama yazmak için bir bilgisayarım da yoktu, içimde çok şey birikti size anlatmak istediğim. 

Mesela işaret dili kursuna yazıldığımı size o gün haber vermek isterdim, hayatımda öğrenmeyi en çok istediğim şeylerden biri için adım attığımı, sevincimi sizinle o gün paylaşmak isterdim. Ya da kara kalem kursuna yazıldığımı, resim çizmeye, kitap okumaya yeniden başladığımı söylemeyi; okuduğum kitapları, dinlediğim grupları/dinlemeye yeni başladığım grupları, Eskişehir'in yollarının benim için ne kadar kısa olduğunu size anlatmayı..

Sizlerin yazdıklarını günü gününe okumayı, yorum yapmayı, etkinliklere katılmayı, mimleri takip etmeyi çok özledim. Telefonum da iyice hasta adam moduna girdiği için bu tarz işleri bile yapamıyorum, isteklerim konusunda çok sıkıntı çekiyorum.

Üniversitede yapmak istediğim çok şey vardı. Artık kendi başıma olacağım için, kendi paramı kendim yöneteceğim için bol bol kitap alacaktım çünkü ''çok kitap alıyorsun, alma.'' diyecek annem benden kilometrelerce uzakta olacaktı ama üniversiteye başladığım 1 buçuk ay içinde alabildiğim -roman türünde- tek kitap John Steinbeck'in ''Fareler Ve İnsanlar''ı oldu, şuanlık yanımda getirdiğim kitaplarla idare ediyorum. 

Sonra bol bol film izleyecektim. Yurdun interneti o kadar kötü ki  kanser olmadan assssla bir diziyi-filmi bitiremiyorsunuz. Sonracığıma bilgisayarım olmadığı için telefondan -ki benimki iyice ölüyorken- izlemek.. Daha dün telefon siteyi kapatıp durduğu için bir filmi yarıda bırakmak zorunda kaldım, inanın içim yanıyor.

Telefonumda yer sıkıntısı olduğu için müzik dinlemek de çok zor, telefonuma şarkı indiremiyorum bu yüzden internetten açmam gerekiyor ki internetim de çok yavaş, hayat bana karşı arkadaşlar... Bir mp3 almak istiyordum ama bu parasal imkanlarla bu isteği biraz daha ileri bir tarihe itelemem gerekecek. 

Üni'nin ilk ayı parasal konularda boğulduğum bir ay olunca paramı temkinli harcamaya başladım, kitap alamamamın en büyük nedeni de buydu zaten. Eskişehir'e resmen hiçbir şeyim olmadan geldim bunların harcaması + hocaların aldırdıkları beni maddi olarak batırdı . Daha ilk aylar olduğu için normal olduğunu biliyorum ama hocaların alın dediği alamadığım daha bir sürü kitabı, dergisi olunca kendi istediklerimi almayı sürekli ertelemek zorunda kalıyorum bu da beni oldukça üzüyor. KYK'dan burs/kredi almaya başlayınca rahatlarım muhtemelen ama o gün gelene kadar sıkmam lazım dişimi.

Bölümümle ilgili bir sıkıntım yok, arada bu bölümü bile isteye gelenlerle konuşunca ''ne işim var benim burada'' demiyor değilim ama. 
Öğretmen olmak istemiyorum fakat ısrarla eğitim dersleri alıyorum haliyle derslerde biraz sıkılıyorum ve çok aktif olamıyorum ama gün geçtikçe alışırım herhalde sonuçta pişman değilim. Hatta psikolojiye giriş dersini epey benimsedim ve hocasını tanıdığıma oldukça memnunum bana çok şey katacak gibi hissediyorum.

Şuan yurt arkadaşlarımdan birinin notebookundan yazıyorum, internete bağlanamadığı için çıkarmamış 1 ay boyunca, bi' gün lazım olunca getirdi baksanıza diye, hallettik. Onun kullanmadığı vakitlerde kullanabilirim notebook'unu, bu benim için güzel haber. Ara ara da olsa bloğa yazma fırsatı yakalayabileceğim yani. 

Şu saatte -04.48- aklıma gelenler bu kadar. Zaten yatmam da gerek, şu vize haftasında ders çalışacağım diye uyku düzenim at üst oldu, sınavlar başlamadan normal duruma sokmam lazım ki sınav esnasında uyuya kalmayayım. 

Kendinize iyi bakın.