izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2023 Cuma

Stabilken İzlenenler Tam Liste



Selamlar, bu sefer size izlediklerimle geldim. Ben ne kadar yoğun olursam olayım mutlaka bir şeyler izlemeye devam eden bir insanım. Geçenki yazının sonuna ekleyeyim diye düşünmüştüm ama yine düşündüğümden fazla şey izlediğim için başka bir post olarak yayınlayayım dedim. Sizlere keyifli okumalar. Aralarında izledikleriniz varsa seve seve yorumlarda dedikodusunu yapabiliriz.


Summer Strike

Ana karakterimiz her şeyden bunalmış, üst üste zorluklar yaşamış ve sonunda biraz huzur için küçük bir semte taşınmış kibar bir kadındır. Taşındığı bu yeni kasabada yaşadığı olayları, tekrar hayata katılmasını ve insanlarla ilişkisini izliyoruz. Yayınlanalı epey oldu yeni bir dizi değil.

Biraz yavaşlamaya ihtiyacım olduğu sırada izlemeye karar verdiğim bir diziydi. O sırada tam ihtiyacım olan bir havası vardı. Bu diziyi izlemeden önce diyordum zaten, hayatımın bir noktasında muhtemelen her şeyi bırakıp köye taşınacağım diye, bu isteğimi de perçinledi. Keyifliydi, yavaşlamaya ihtiyacınız varsa rahatça izleyebilirsiniz. 


The Good Bad Mother

Her iki ana karakterden de dizi biraz olgunlaşana kadar falan nefret ediyorsunuz önce onu bir söyleyeyim. Yaşadığı zorluklar ve eş kaybı sebebiyle çocuğuna duygusuz bir robot olmayı öğreten anne ve yine yaşadıkları ve baba kaybından dolayı sadece tek bir amaç için yaşamayı sürdüren bir oğulun hikayesi. Oğul kaza geçirir ve çocukluğuna geri döner, bu anne oğul yaralarını tekrar nasıl saracaklar?

Epey iyi bir diziydi ben komedi diye başladım ama ciğerimi bıraktım çoğu zaman. Siz bunu bilerek başlarsanız daha hazırlıklı olursunuz ama kesinlikle izlememek için hiçbir nedeniniz yok, hem komediyi hem dramı aşırı güzel harmanlamışlardı. Bu yıl izlediklerim arasında açık ara en sevdiklerimden.


Bo Ra, Deborah!

Bir aşk koçunun aşk hayatı mahvolursa kendini ve kariyerini nasıl toplar? Bunu yaparken nasıl duygusal süreçlerden geçer? Güç kaynaklarını tekrar nasıl oluşturur? Bu tarz soruların cevabını bulduğumuz açıkçası derin bir ilişkiden sonra yaşanan ayrılığı güzel tasvir ettiğini düşündüğüm bir dizi oldu. Sonunda sanki Bora çektiği acıları başka bir erkeğe ihtiyacı olmadan, yaralarını başka bir erkekle sarmadan iyileşti ve gelişti gibi bir son yapmaya çalışmışlardı, güzeldi fakat yine de çok becerememişlerdi bence. Olsun, izlediğim için memnun olduğum bir dizi oldu. Yan karakterler, özellikle Bora'nın yakın arkadaşı, ve yayın müdürü, diziyi benim için keyifli hale getirdi.


Delivery Man


Ekmek teknenize bir hayaletin dadandığını ve bu sebeple çalışmadığınızı, çalışamadığınız için de borçlarınızı ödeyemediğinizi düşünün. Bu hayalet size iş teklif etse kabul eder miydiniz? 

Bo Ra, Deborah! gibi izlerken zaman zaman zorlandığım yine de bitirecek kadar da sevdiğim bir dizi oldu. İşledikleri konular güzeldi, çoğu karakter tatlıydı. Öneririm ama bazı mantık hataları -evet hayalet hikayesinde mantık aranmaz ama gerçek hayatla ilişkili olunca bu hatalar göz yumamıyorsunuz- gözüme çok battı o yüzden tam öneremiyorum da. Ama şunu da eklemek istiyorum, bu diziyi bana izleten en büyük etken erkek ana karakterin kişiliği oldu. İzlemeye niyetlenirseniz onun için dayanmaya değerdi.


Twinkling Watermelon

Anne babası ve abisi duyma engelli olan ana karakterimiz babasıyla yaşadığı bir tartışmadan sonra babasının 18 yaşında olduğu geçmişe döner ve babasının aslında gençken duyma engelli olmadığını öğrenir. Yaptıklarıyla geleceğini şekillendirme fırsatı olan karakterimiz babasının engelli olmasını önleyebilecek midir acaba?

İzlerken aşırı eğlendiğim bir dizi oldu. Hatta bu yıl izlediğim en güzel diziydi bile diyebilirim. Müzikleri, dizinin geçtiği mekanlar, verdiği hava gerçekten 10 numara 5 yıldızdı. Sonu da gayet açık ve keyifli bir şekilde bitti. Mutlaka izleyin. Hani denir ya gençliğin verdiği neşe diye, bu diziden o neşeyi alacaksınız.


The Art Of Racing In The Rain


Bir köpeğin gözünden onun ve çevresindeki insanların yaşamına tanık oluyoruz. Yani bu filmi ne yapsam nasıl yapsam da övsem size bilemiyorum gerçekten. İnanılmaz güzeldi. Film boyunca o kadar zevk aldım ki böyle nasıl diyim hem hüzünlendim hem aşırı rahatlamış hissettim yani böyle tuhaf tuhaf hisler. Bırakın bu yazıyı okumayı gidin bu filmi izleyin size o kadar diyorum.


Strays


Bu film de köpeklerin gözünden izlediğimiz bir film ama benim için maalesef biraz hayal kırıklığı oldu. Fragmanı gördüğümde o kadar heyecanlanmıştım ki film için, duymuşsunuzdur belki kendisini bıraktığı için bilmem kaç kilometre yol gidip eski sahibini ısıran bi köpek varmış, onun hikayesi. Ama bu hikaye ancak bu kadar cinsellikle ve +18 esprilerle (bazı noktalarda kesinlikli komik olmayacak bir şekilde) mahvedilebilirdi.. Görsel olarak çok başarılı olsa da, yer yer gerçekten komik olsa da filmin bütününü izlemenizi öneremiyorum maalesef onun yerine instagramdan komik olan kısımları izleyin yeter.

Level 16


Kendilerini bildiklerinden beri bir binada yaşayan, güneş ışığıyla asla temas etmeyen ve temiz olmak zorunda olan bir grup kızın hikayesi. Film boyunca neredeler, bu kızlar ne için orada tutuluyorlar, nasıl buradan çıkacaklar gibi soruların cevaplanmasını beklediğimiz, türünün en iyilerinden olmasa da fena değil diyebileceğim hafif gerilimli bir film. Çok bir beklentiniz olmadan izlerseniz keyif alabilirsiniz ama buna kadar önerebileceğim tonlarca başka film var.


Sisu


Arkadaşımla Fince öğrenmeye çalıştığımız için dile aşınalığımız olsun diye izlediğimiz bir film. Filmi açmadan önce Finceye maruz kalmayı bekliyorduk ama koca filmde 5 dakika konuşma yoktur olanın yarısı da İngilizcedir zaten :D Biz tam aradığımızı bulamadık o yüzden :D Ama film olarak da çok önereceğim bir film değildi. Finlerin bir kavramı var "sisukas" diye. Bizde tam çevirisi yok ama "dirayetli, ilkeli" gibi anlamlara gelen bir hayat felsefesi aslında, biraz onu işlemişler. Tarihlerinde de var olan bir savaş kahramanından esinlenmişler film için ama adamın hayatıyla alakası yok filmin. Bir de çok mantık hatası falan vardı biz izlereken -discord üzerinden birlikte izledik- çok dalga geçtik bazı yerlerle o yüzden önermeyeceğim.


Fractured


Kızını yaşadığı bir kaza sebebiyle hastaneye götüren ana karakterimiz bekleme alanında uyuyakalır Uyandığında kızının ve karısının hastaneye aslında hiç gelmemiş olduğunu öğrenir. Karısı ve kızını bulabilecek mi?

Yaaaniii, izlerken sıkılmadım orası kesin. Ama beni tatmin etti mi orasını da bilemedim. 


Dizi yönünden oldukça memnun olduğum ama film açısından o kadar da övünemeyeceğim bir liste oldu. Filmleri genellikle instagramda kaydettiğim film kısımlarına göre seçiyorum ama çok da o küçük partlara güvenmeyecekmişsin demekki. Bunların yanında bıraktığım bi iki dizi de oldu. İlk sezonlarını öve öve bitiremediğim Strong Women'ın ve The Uncanny Counter'ın 2. sezonları beni çok açmadı maalesef. Belki ilerde tekrar şans veririm ama şu anda kesinlikle değil. Bir de başlayıp bir iki bölüm izleyip bıraktıklarım var, Boss- Doll Mart gibi, Stealer gibi.. 


Siz neler izlediniz bana ne önersiniz?


8 Nisan 2023 Cumartesi

Mutsuzken İzlenenler Tam Liste


Selamlar, ben geldim.

Yorum sıkıntısını sonunda çözdüm o yüzden, cevaplayamadıklarıma cevap verirken eski yorumlardan bir tanesi çarptı gözüme. Tam olarak "Can yakmakla olmaz hiçbir şey. Kore dizi önerileri ver de izleyelim." demişti. Ben de bugün sizlerle izlediğim dizi ve filmleri paylaşayım istedim. 

Biliyorsunuz bir süredir, hatta belki uzuun bir süredir, psikolojik ve duygusal olarak çok iyi hissetmiyorum. Böyle zamanlarda kendimi beni yormayacak, düşünmemi gerektirmeyecek romantik komedi tarzında diziler izlerken buluyorum. Bu benim için bir iyileşme zamanı. Genelde böyle dizileri 2 gün boyunca minimum uykuyla izlediğimden, güncel tercih etmiyorum o yüzden, bitirdikten sonra 1-2 günü uyuyarak geçiririm ve sonucunda kendimi daha iyi hissederim. Uzun süredir bu döngüye sıkıştığım için ne kadar işe yarıyor tartışılır bir teknik ama sonuç olarak belli bir süre iyi hissetmiş olurum en azından :D. 

Bu yazıyla bu dönemde izlediğim dizileri sizinle paylaşmak istedim. Sıralama yok.

-Bu arada, zaman zaman ciddi şeyler de izledim onlar da var.-


Crash Course In Romance

Kendi ayakları üstünde kalmaya çalışan bir kadın ve yaptığı işte başarılı dahi olsa hayattan keyif alamayan bir Matematik öğretmeninin hikayesi. Kesinlikle tatlı bir diziydi. İzlerken çok keyif aldım. Tabii sonlara doğru bazı yerleri sıktı ama izlemesi hoştu. Tatlı romantik kısmının yanında diziye gerilim ve gizem katan bir olay da vardı dizide, senarist ters köşe yapmaya çalıştı ama artık Kore dizilerindeki numaralara alışık olduğumdan sanırım çok da ters köşe olmadım bu konuda. Yine de güzeldi, sonu da gayet tatmin ediciydi. İzlenir.


Shooting Stars

Dizi sektöründe çalışan popüler bir aktörün ve aynı şirkette çalışan bir görevlinin arasında geçen tatlı bir romantik komedi. İzlerken hiç sıkılmadığım, bir çırpıda bitirdiğim bir dizi oldu. Karakterler -hele başrol çocuk- beni aşırı eğlendirdi. Sadece hüzünlü bir konuya değinmişlerdi bir iki bölüm, o zaman aklıma ben daha lisedeyen intihar eden Shinee- Jonghyun geldi, orada biraz içim burkuldu. Bu arada diğer karakterler de başroller kadar izlemesi eğlenceliydi. 


The Forbidden Marriage 

Bu dizi de yukarıdaki dizinin başrolünde oynayan çocuk var. Açıkçası önce bunu izlemiştim, Shooting Stars'ı izlerken yine fark ettim bu çocuk tarihi diziler için yaratılmış kesinlikle. Ses tonu, mimikleri falan tarihi dizilere çok güzel gidiyor. Neyse, diziye dönecek olursam kralın travması sonucu evlenememesi, evlenemediği için de ülkeye evlenme yasağının getirilmesi sonucunda olan olayları anlatıyor. İzlenmeye değer bir dizi kesinlikle. Tarihi olduğu için "öh ama" dedirten tarafları oldu ama sıkmadı. Başrol kız da çok komikti, 2. erkek de kesinlikle bir 2. erkekti. İzlenir.


Jujutsu Kaisen

Bir dönem animelere de sardım, uzun süredir anime izlemiyordum ve bu anime çok iyi geldi. Kesinlikle izlemelisiniz, gerçi izlemekte geç kalan kişi ben olabailirim. Açıkçası Naruto'ya tekrar mı başlasam diye düşünüp elimin gitmediği bir zamanda, öyle birden esti bu animeyi izlemek. Ve Naruto'dan sonra bu kadar eğlendiğim ilk anime oldu. 2. sezon gelse de izlesek diye dolanıyorum şu an ortalıkta. Dizinin konusunu açıklamakta biraz zorlandım ama işi şeytan avlamak olan bir grup insanı ve bunu öğrenmeye çalışan ana karakterlerin hikayesi diyebiliriz. 


Chainsaw Man


İzlerken eğlendiğim ve tuhaf bir şekilde beni motive eden bir anime oldu. Açıkçası ne yapacağım, hayatta ne amacım var, yapmayı planladığım şeylerin hiçbiri olmuyor falan diye tribe girdiğim bir zamana denk geldi izlemem. Bu yüzden ana karakterin mücadele motivasyonları beni aşırı keyiflendirdi. Kendi kendime sakin ol, kendini ve yapmak istediğin şeyleri küçümseme noktasına getirdi. Bundan galiba Cahinsaw Man'den daha bir keyif aldım. Bu arada yine şeytan avlıyorlar :D


Demon Slayer: To the Swordsmith Village


Animenin bundan önce çıkmış bütün sezonlarını, filmlerini izlemiştim zaten. Bu filmi de Türkiye'ye gelir gelmez izledim. Son sezonun bölümleri artı yeni sezondan bir bölüm gösterdiler. Film tekniği olarak eleştirilecek çok şeyi var, mesela filmin ortasında bize jenerik izletmeleri gibi, ama o son dövüş sahnelerini sinamada izlemek müthiş bir keyifti. Yeni sezon öncesinde, geçmişte olanları hatırlamak için de güzeldi. Ve evet yine şeytanlar var :D


Yeşil Yol

Muhtemelen bu filmi Türkiye'de izlemeyen birkaç kişiden biriydim o yüzden şöyleydi böyleydi demek istemiyorum. Ama sanki biraz beklentilerimi karşılamadı. Kesinlikle çok iyi bir filmdi ama filme çok başka bir beklentiyle başlamıştım o yüzden birden o mucizeleri falan görünce dedim ne oluyor, meğersem bir kitabın uyarlamasıymış. Mesela bunu bilerek izleseydim kesinlikle farklı bir his uyandırırdı bende.


Revenge Of Others 

Klasik, kardeşi öldükten sonra intikam almaya giden diğer kardeş hikayesi. Fena değildi ama aşırı aşırı önereceğim bir dizi de olmadı. Sadece başrollerin uyumu çok hoşuma gitti. Ters köşeyi de yine yukarıdaki sebepten -aynı kurgu- çok düşmedim diyebilirim. Yine de beklemediğim bir durum da vardı onun da hakkını yemeyeyim. 


Weak Hero Class


Yakın arkadaş olma yolunda giden bir grup genci anlatıyor. Hepsinin kendine göre sorunları var ve dizideki birkaç etkileşim dışında mutlu olacağımız hiçbir şey olmuyor. Dizinin sonunda sinir küpü olarak bölümü kapatıyor ve 2. sezon bir an önce gelsin diye söylenmeye başlıyorsunuz. Mutlu etmedi ama güzeldi. Bir de başroldeki çocuğun oyunculuğunun bu kadar gelişmesini beklemiyordum, çok iyi oynadı.


Racket Boys

Ben spor temalı dizi, filmlere bayılırım. Bu da onlardan biriydi. Takım olmaya çalışan liseli minnoş çocuklar. Dizi hiç bitmesin istedim. Weak Hero'da oynayan başrollerden birinin başka dizisi var mı diye ararken bulmuştum, ondan sonra izlemek hele çok iyi geldi. İzleyin yani daha fazla bir şey demeye gerek yok. Gençliğin tutkusu tekrar doğar içinizde.

Move To Heaven


Move to Heaven bu listede izlediğim en eski dizilerden biri olabilir. Ama dediğim gibi lisetede sıralama yok, hatırladıkça ekliyorum. Bu diziyi şu anda hatırlama sebebim ise başroldeki çocuğun Racket Boys'un başrollerinden olması. Racket Boys için demiştim izleyin daha söylemeye gerek bir şey yok diye ama bu dizi de kesinlikle düşünmeden başlanılabilecek dizilerden. Romantik komedi değil, daha derin bir dizi. Babası vefat ettikten sonra vasi olarak amcası atanan -asperger sendromu var ana karakterin- karakterin etrafında şekilleniyor dizi. Bölümler boyunca amcasıyla olan bağın kurulmasını izliyoruz, bunu izlerken de çok ince noktalara değiniyor Move to Heaven. Zira yaptıkları iş ölen kişilerin eşyalarını temizlemek. Son bölüm çok çarpıcıydı, 2. sezonu da olacak bildiğim kadarıyla gelse de izlesek.


Cheer Up (2022)


Başrolümüz para kazanmakla takıntılı bir kız. Onun üniversitede ve sırf para kazanmak uğruna katıldığı amigo klübünde yaşadıklarını izliyoruz. İlk bölümler çok keyifliydi açıkçası ama sona yaklaştıkça diziyi atlayarak izlemeye başladım. Hatta direkt bazı bölümleri atladığım bile oldu. Yine de çok kötü anmayayım sonu güzel bitti çünkü.


Dear M.


Dear M.'de çok önceden izlediğim dizilerden. Klasik üniversite romantik komedisi diyebiliriz. Sadece bana biraz Age Of Youth havası verdi durgun ama sıkıcı olmayan tarafıyla. Ne böyle sizi gülmekten öldürüyor ne de sıkıntıdan boğuyor, tam kafa dinlemelik bir dizi. 


The Boy, The Mole, The Fox, The Horse


İzlediklerim arasında açık ara en sevdiğim yapım bu oldu. Kitap tadında bir kısa film. Düşünmeyin şu anda, hatta bu yazıyı okurken bir sekme açın ve izlemeye başlayın. Kesinlikle pişman olmayacaksınız. Hele benim gibi zor bir dönemden geçiyorsanız sizi o kadar rahatlatıyor ki, bir film beni nasıl bu kadar iyi anlar diyorsunuz.


Navillera


Yine bu listenin en eskilerinden. Durgun giden ama kesinlikle huzur veren dizilerden. Emekli olup bale yapmaya başlayan bir ajushinin ve ona bale öğretmeye çalışan bir gencin hikayesini anlatıyor. Şu anda bunu yazarken tekrar izleyesim geldi, çok hoşuma gitmişti bu dizi. 


Canavarın Çağrısı


Kendi içinde bir derinliği olan, sanki hakkında ne söylesem spoiler verecekmişim gibi hissettiğim film.. Nasıl anlatsam.. Bir çocuk ve yaşadıkları, ona ağır gelenler, kabul etmek istemedikleri ve aslında çoktan kabul ettiği gerçekler hakkında bir film. Kesinlikle izlenilesi.


Better Days


Bu listenin son filmi olmakla birlikte en son izlediğim film de budur sevgili bloggerlar. Güllük gülistanlık bir film değil, daha iyi günleri anlatan bir film kesinlikle değil ama gelmesi için umut ettiren bir film. Normalde Çinli filmleri çok tercih etmem ama bu önerilesi bir film bence. 


Buraya aldığım yapımlar bunlar ama muhtemelen daha fazla dizi ve film izledim. Sadece hatılamıyorum.. Bir de ya sıkıldığım için ya da o sırada devamını getiremediğim için izlemeye devam etmediğim diziler var, onları bu listeye almadım. 

Böyle işte, uzun süredir bloğa farklı bir içerik yazmadığımdan bugün bir değişiklik olmuş oldu benim için. Bunun bir de kitap versiyonunu yapmak istiyorum ama çok kitap okuduğumdan değil, beni okumaya da teşvik etsin diye. Zira okuduklarım genellikle mesleğimle ilgili kitaplar ya da makalelerden ibaret şu an. Romanlara iyice uzak kaldım, bir sonraki içerik hedefim de bu olsun bari, en azında buraya gelip 2 kitap tanıtabileyim.

Epey uzun bir yazı oldu gibi, sabredip okuduysanız gözlerinize sağlık. Görüşmek üzere :D



Not: Önceki yazılarımda bana destek olan herkese de çok çok teşekkür ederim, burası benim ağlama duvarım, gerçek hayatta duyamadıklarımı sizlerden duymak beni teselli ediyor. Var olun. 




21 Nisan 2021 Çarşamba

Bu Yıl İzlediğim 10 Film

     Merhabalar, bugün sizlere bu yılın başından beri izlediğim 10 filmden bahsetmeye geldim. Hatırlarsanız şurada yıllık hedeflerimden söz etmiştim. Hedeflerim arasında bu yıl 40 film izlemek de vardı. Normalde yıl sonunda hepsini toplu yayınlamayı planlamıştım ama öyle çok uzun olacağından aklıma izledikçe 10'ar 10'ar paylaşmak geldi. -Bunun okuduğum kitaplar versiyonunu da yapmak istiyorum- Gerçekten çok güzel filmler izledim, yavaştan başlayalım mı?


1- Yürüyen Şato

    Daha önce bunu birkaç kez dile getirmiş olmam lazım. Benim en en en sevdiğim film Yürüyen Şato. Yılda birkaç kez izlerim. En böyle hiçbir şey yapmak istemediğim zamanlarda beni bulunduğum ruh halinden çıkarır. Bu yıl da şimdiden 2 kez izlemişim. Çok uzun olmamakla birlikte şuraya yorumunu yazmıştım. Merak ederseniz okuyabilirsiniz.


2- Ucitelka (Öğretmen)

    Hayatımda ilk defa böyle bir öğretmen filmi izledim. Bu temalı filmleri severim, genelde kaliteli de olurlar. Bu film de kaliteliydi ama başrolümüz "kötü öğretmen" kategorisindendi. Yaptığı şeyler, velileri kullanması çok iğrençti. Sonunu çok merak ediyordum -spoiler olduğu için beyazla yazıyorum merak ederseniz üzerini işaretleyip okuyabilirsiniz- öğrencisi intihara kalkışınca biraz olsun değişir diye düşünmüştüm ama filmin sonunda hiçbir şey değişmemiş şekilde çıktı karşımıza çok şaşırdım. İzlenilebilir bir film, belki biraz yavaş ilerlediği için sıkılanlar olabilir ama dediğim gibi kaliteli sayılırdı


3- Bir Zamanlar Anadoluda

    Bir "Nuri Bilge Ceylan" filmi..  İlk kez bu yönetmenin bir filmini izledim. Kardeşim izlerken benim de izlememi istedi. Korku filmi sanmış. Öyle de bir havası vardı. Baya ödüllü bir filmmiş ama benim vizyonsuzluğum sanırım çok sevemedim. Ama millet bayılsın diye de yapılmamış gibi zaten. İzleyin der miyim? Yani bundan önce önereceğim çok daha fazla film var.


4- Get Out

    Beğendiğim bir gerilim filmi oldu. Şaşırtan unsurları vardı, neresinden tutsam spoiler olacağı için sadece filmin başındakileri anlatayım: Bir zenci çocuk ve bir beyaz kız sevgililer. Hafta sonu kızın ailesini ziyaret etmeye gidecekler. Çocuğun kızın ailesinin kendinden hoşlanmayacağı konusunda endişeleri var. Bakalım ziyaretinden memnun kalacak mı?

    Güzel bir filmdi bence, izlemeye değer. 


5- The Imitation Game- Enigma

    Blogları Canlandırma Projesi kapsamında izlediğim ve çok beğendiğim bir film. Ayrıntıları buradan okuyabilirsiniz.


6- Sihirli Kedi

    Küçük Evrenim'in BCP- Şubat ayı kapsamında yazdığı yazıda görüp listeme eklemiştim. Canım animasyon film izlemek isteyince aklıma direkt bu film geldi. Çok sevdim. Bir kediyi kurtardıktan sonra o kediyle evlenmek zorunda kalan Haru'nun bu durumdan kurtulmak için başka bir kedi olan Baronla geçirdiği macerayı anlatıyor. Çok tatlı bir hikayeydi, izlemenizi öneririm. Ayrıca daha fazla ayrıntı için Küçük Evrenim'in yazısını okuyabilirsiniz. Film kadar keyifliydi


7- Arkadaşımın Evi Nerede?

   Sınıf Yönetimi dersim için izlediğim bir filmdi. Açıkçası filme o gözle bakmadığım için hocanın istediği katkıyı veremedim derste ama izlemekten de memnun kaldım. İran yapımı bir film, o taraflardan çok film izlemediğim için benim adıma bir yenilik oldu. Filmde yanlışlıkla defterini aldığı arkadaşının evini arayan bir çocuğun birkaç saatini izliyoruz. Onunla birlikte endişelenip onunla birlikte korkmak güzeldi. İzlenilebilir.


8- Real Steel

    Çok çok çok tatlı bir hikaye daha. İnsan boksunun yerini robot boksuna bıraktığı bir zamanda geçiyor. Robot boksu sayesinde baba oğul olma yolunda ilerleyen iki küçük adamın (zaman zaman baba küçük bir çocuk gibi, çocuk da koca bir adam gibi davrandığı için bu tabir bence cuk oturdu) ve filmdeki en sevimli varlık olan Atom'un macerasını izliyoruz. İzleyiniz sayın okuyucu, bence pişman olmazsınız.


9- Wolf Children

    Bu filmi de yine BCP kapsamında yazılan bir yazı sayesinde öğrendim -ne kadar hoş bir proje değil mi-. Beş Senede Devrialem mart ayı için bu filmi izleyip bizlere önermişti. Bir şeyler izlemek isteyince aklıma geldi dedim ben buna bir bakayım. Nasıl denir.. çok naif bir hikayeydi. Hana'nın çocukları için didinip çalışması, benliklerini daha özgürce yaşayabilmeleri adına taşınması.. Benlik demişken söylemeyi unutmayayım. Film bir kurtadama aşık olan Hana'nın çocuklarıyla bir başına kalmasını ve çocuklarının benliklerini bulması için yaptıklarını anlatıyor. Her ne kadar sonu beni üzmüş olsa da güzel bir animasyon filmdi. İzleyiniz. 

   Film adına daha fazla şey okumak için sizi Beş Senede Devrialem'in keyifli yazısına alayım.


10- Gunjan Saxena- The Kargil Girl

    Daha dün izlediğim, izlerken bir kadın olarak gururlandığım Hintli yapım The Kargil Girl.. Hindistan'ın ilk kadın Hava Kuvvetleri subayı Gunjan Saxena'nın anlatıldığı biyografik bir film. Kendisi aslında pilot olmak istemiş ama bazı şeylerden ötürü kendini Hava Kuvvetleri'nde bulmuş. Hem seyir zevki yüksek bir filmdi hem hikaye olarak oldukça tatmin ediciydi. Hele babası, sırf onun için izlenir bu film. Yani izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Hatta kız veya erkek çocuğunuz varsa kesinlikle onunla birlikte izleyin. Ben olur da bir gün evlenir ve çocuğum olursa ona izletmeyi düşünüyorum.


  Siz hangisini izlediniz ya da hangisini izlemeyi düşünürsünüz? Yorumlarda belirtmeyi unutmayın, okuduğunuz için teşekkürler.

    


8 Mart 2021 Pazartesi

Dizi Yorumu: The Uncanny Counter (BCP Şubat)



    Bu ay BCP için çok severek izlediğim bir diziyi tanıtmaya geldim. Maalesef bu ay da başka okumalarım olduğu için temaya uygun bir kitap okuyamadım. Ama bin yıldır bitiremediğim kitap (Sefiller 2. cilt, 1. cilt kadar hızlı okuyamadım maalesef.  Kitap bitmeyince de hiçbir şey yapasım gelmedi çok tıkanık hissettim, o yüzden uzun zamandır bloga yazı yazamıyordum) bittiğine göre bu konuda biraz daha serbest olabileceğim.   


    Bu ayki temamız ''Uzak Doğu''ydu. Ben bir Kore dizisi izlemeyi tercih ettim. Tanıtacağım dizi başlıktan da gördüğünüz gibi The Uncanny Counter. Counterlar kötü ruhlarla savaşan ''Yung'' ve ''Dünya'' arasındaki dengeyi koruyan savaşçılar. Haliyle süper güçleri var, diğer insanlara göre daha güçlü kuvvetliler, hızlılar vb. Nasıl seçildikleri konusunda güzel bir nüans var o yüzden burada söylemek istemiyorum. Grup halinde takılıyorlar, bazı özel yetenekleri de var, bu yetenekler genellikle Counter'ın kişiliğiyle bağlantılı. 

    Bir webtoon'dan uyarlanmış Netflix dizisi. Netflix'in çektiği Kore dizilerini genellikle beğeniyorum bunda da güzel iş çıkartılmış bence. ''Çok kötü olmuş'' dediğim sahne yoktu. Bazı doğaüstü itemler dışında görüntünün rahatsız ettiği kısımlar da olmadı.

    Dizi Counterlarla ilgili kafamızda çok soru işareti bırakmıyor lakin diğer karakterlerden biraz daha ön plana çıkan So Moonla ilgili bazı boşluklar var bence (ya da ben fark etmedim bilemiyorum) ama yine de karakterler güzel işlenmişti.

    Özellikle 4 karakterimiz öne çıkıyor. Tabii başka Counterlar da görüyoruz dizide ama ana karakterler bunlar. O zaman ufaktan karakterlere geçeyim. 


So Moon


    Hikaye genellikle So Moon etrafında şekilleniyor. Dediğim gibi Counterlığıyla ilgili kafamda bazı boşluklar olsa da iyi işlenmiş bir karakter. Dizi boyunca karakterlerin olgunlaşmasını ve gelişmesini görmek izlemeyi en sevdiğim şeydir bu anlamda beni oldukça tatmin etti. Sevimli, hayat dolu, eğlenceli ama yaralarla dolu bir geçmişi olan So Moon bazen çok güçlü bazen de çok kırılgandı. Karakteri yaşına ve yaşadıklarına uygun bir şekilde giydirmişler (kişilik anlamında) bu yüzden çok sevdim. Sanırım burada övgüyü webtoonun yazarı hak ediyor. Webtoon'u okumadım ama ilerde belki okurum, eminim izlemesi kadar okuması de eğlenceli olur. 
    Bir de oyuncuyla ilgili bir paragraf açayım. Jo Byeon Gyu'nun izlediğim bir kaç dizisi vardı. Bunlardan en sevdiğim ''Hot Stove League''dir. Orda da çok tatlı bir karakteri canlandırıyordu ama buradaki gibi liseli bir öğrenci değildi. Şunu demek istiyorum. Liseli bir öğrenciyi de çok güzel bir şekilde oynadı bence. Yüzü zaten bunun için yeterli gençlikte. oyunculuğu, mimikleri falan da çok iyiydi. Duyguyu geçirdi yani o yüzden takipte kalacağım bu oyuncuyu da eminim ilerde güzel dizilerde görmeye devam edeceğiz.
    
Ga Mo Tak


    Ga Mo Tak da diziyi renklendiren, yaptıklarıyla güldüren ve güven veren bir karakter. Hafızasını kaybetmiş bu arada o yüzden Counter olduğu zamandan öncesini hatırlamıyor. Onunla ilgili olayları da zamanla öğreniyoruz. Hikayesi çok güzel değil ama güzel bir şekilde işlenmişti. Ortaya çıkanlar ''tamam dizi de bu da olmaz yani'' dedirtmedi. Dizilerde beni çok rahatsız eden bir durum var. Koreliler bunu yapmayı çok seviyor. Çok fazla tesadüf, rastlantı ve ''kader'' bağları ortaya çıkıyor. Burada da Ga Mo Tak ve bir karakterimiz arasında vardı ama en azından mantıklı bir şekilde işlendiği için rahatsız etmedi.  Bir de Ga Mo Tak adına çok üzüldüğüm bir bölüm var. Saçma olmamıştı ama ''bu da olmasaydı ne olacaktı be senarist'' dedirtti. 

Do Ha Na


    Dizide geçmişi güzel karakter yok maalesef. Kimseye söylemekten kaçındığı hatta kendisine bile hatırlatmayı sevmediği bir geçmişi var. Buna rağmen ya da bunun sayesinde güçlü bir duruşu gizemli bir havası var. So Moonla da izlemesi çok keyifli bir ilişkisi var. Kim Se Jong güzel bir performans çıkarmış. School 2017 de de kötü bir oyunculuğu yoktu ama ısınamamıştım. Belki diziyi sevmediğimdendir ama burada kanım da kaynadı.

Chu Mae Ok


    Dizimizin anneciği Chu Mae Ok. İlk bölümden beri en çok endişelendiğim karakterdi kendisi. Eğer izlemeye başlarsanız nedenini anlarsınız (olur da anlamazsanız gelin yorumlarda konuşalım). Dizide en sevmediğim konulardan biri saçlarıydı, keşke biraz daha doğal bir şekilde beyazlatsalarmış bazen gözümü rahatsız etti. Oğluyla ilgili güzel ve biraz da kalp kırıcı bir konu vardı. Onun dışında yine seveceğiniz, ısınacağınız bir karakter. 


     Burada bahsetmediğim ama diziye renk veren çok karakter var. So Moon'un arkadaşları, büyükanne ve büyükbabası, Counterların ortakları vs. Normalde de karakterleri anlatırken bilgi veririm ama bu dizide bence karakterlerle ilgili bütün bilgiler diziyi güzelleştiren ve izledikçe öğrenilmesi zevkli olacak parçalar bu yüzden daha çok bende bıraktıkları izlenimleri yazmak istedim. Kötü karakterler de gerçekten çok kötüydü ama şu an ismini hatırlayamadığım genç kötü karakter kalp ben <3 

     Bir de olması gerekenden çok geç bir süre sonra yazıyı yayınlayabildim bazı aksaklıklar çıktığı için. Umarım beğenmişsinizdir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

31 Ocak 2021 Pazar

Film Yorumu: The Imitation Game/ Enigma (BCP Ocak)

 

   Maalesef bir süredir yazı yazamıyorum çünkü finallerle meşguldüm. Gerçi 3-4 gündür boşum ama kendime ve bazı işlerime vakit ayırmak istedim. Kitap falan okudum yani bir de nerden çıktığını küfrede küfrede sorguladığım bir iş vardı onu hallettim , neyse ki bitti gitti.

   Bugün de Blogları Canlandırma Projesi'nin ilk yazısını yazmaya geldim. Açıkçası daha fazla film izleyebilir belki temaya uygun bir de kitap okuyabilirdim ama dediğim gibi vaktim yoktu. Ama bundan sonra proje için en az 1 tane film izlemeye ve 1 tane kitap okumaya çalışacağım.

    Bildiğiniz üzere bu ayın teması ''Umut- Başarı''ydı. Başarı temasına çok uygun olduğunu düşündüğüm ama izlerken insanlık adına umudumu bir tık kaybettiğim ''The Imıtation Game- Enigma''yı izledim. 

    Aslında bu filmi çok daha önce izlemem gerekiyordu ama nedense bir türlü elim gitmemişti. Bu temaya uygun bir film ararken internette ismine rastladım ve artık zamanı geldi dedim.

    Enigma'yı eminim hemen hemen herkes izlemiştir. Ya da en azından ucundan ne olduğunu biliyordur. Yine de biraz konusundan bahsedeyim.

   2. Dünya Savaşı'nda geçen ve Almanlar'ın kırılamaz şifresini yaptığı makine sayesinde çözen adamımız Alan Turing'in hayatına, o döneme ve savaşa farklı bir bakış atıyoruz. Özellikle Alan Turing'in duygu ve düşünce dünyasına giriyoruz. Ya da girmeye çalışıyoruz, oldukça zor bir beyni var çünkü. Benedickt Cumberbatch abimiz de çok iyi oynamış, benim için anlaması zor olan şeyleri söylerkenki heyecanını ekran başında o kadar iyi hissetim ki anlamadığım halde yaptıkları işten heyecan duydum. Özellikle bazı sahnelerde içimden bir şeyler kopuyor gibi hissettim. 


   Oyunculuk muhteşemdi, atmosfer çok iyiydi, ara ara sanırım gerçek görüntüler kullandılar filme çok yakışmıştı, Kısaca bir biyografi filmi ne kadar iyi olabilirse o kadar iyiydi bence. Çok popüler bir film olduğu için üzerinde de konuşmak yersiz geliyor gerçi ama benim gibi izlemeyenler varsa kesinlikle izlesin derim.

   Bu seferlik kısacık bir yazı oldu içime hiç sinmedi ama bir dahaki aya çok daha iyi hazırlanacağım emin olabilirsiniz. Görüşmek üzere.




2 Ocak 2021 Cumartesi

Durum Bildirimi #6 -duygular, ödevler, izlenenler, okunanlar

  




-bu aralar manyak gibi dinlediğim grup- 

    Neredeyse bütün günü kitap okuyarak geçirdikten sonra içim bir yazma isteğiyle doldu. Aslında başka yerlere yazılacak başka başka şeylerim olsa da ilk burayı tercih ettim. Şu an gördüğüm ekrana yazmanın özlemiyle koşup geldim.

   Şu yazımda bahsettiğim olay sonuca erdi gibi. Bizim açımızdan iyi bir şey oldu sanki ama bilemiyorum.. Bu konuda karmaşık duygular içerisindeyim. Ya da içerisindeydim. Şimdilerde pek bir şey hissetmiyorum. 

  Olayın sonuca ermesiyle yaşama biraz daha tutundum (maalesef deme ihtiyacı duyuyorum sanırım daha atlatamamışım). Bazı durumları, kişileri, olayları olduğu gibi kabul etmeye başladım.. Onun bir dışavurumu da şurada paylaştığım şiirimsiydi zaten. 

  Onun dışında hayatım şu sıralar ödevlerden ibaret, o kadar yoğun bir ödev dönemine girdik ki kendime yarattığım bazı alanlar dışında boş yerim kalmadı. Bir ödevi bitirip diğer ödeve başlıyorum.. Neyse ki biraz azaldı da nefes alacak bir iki günüm oldu. Yarın tekrar aynı rutine dönmek zorundayım ama geçtiğimiz 2 gün biraz dinlendim, üstesinden gelirim gibi hissediyorum. 

  Bu arada ehliyet kursuna yazıldım. Yazılıyı geçtim 84 puanla. Bazı nedenlerden ötürü (para, ödevler, olmayan zaman, pandemi vb.) anca haftaya direksiyon kursuna başlayacağım ama öyle ya da böyle başlamış olacağım. Bu ehliyet meselesi benim için çok önemli, bir an önce almak istiyorum bana dua edin sıkıntı yaşamayayım hemen öğreneyim.

  Ben bu kadar meşgulüm şuyum buyum dedim ama belirttiğim gibi kendime alan yaratmaktan da geri durmadım. 3 dizi izledim. Birincisi ''Tale Of The Nine Tailed''.  Bıraktım, devam etmek istiyorum aslında ama çok da hevesli değilim. İlerde aklıma gelirse devam edebilirim, bakacağız. İkincisi ''The Uncanny Counter''. Güzel dizi devam ediyorum, sonuna kadar izlerim muhtemelen. Sonuncusu da ''Sweet Home''. Eksiğiyle fazlasıyla cidden çok beğendiğim bir dizi oldu. Üzerine çok düşünmediğim için ''eksik'' kısımları gözüme batmadı 1 gecede bitirdim. Unuttuğum yoksa 3 de film izledim. Dersime giren bir hocanın önerdiği ''Altamira Mağarası'', Leonardo DiCaprio'nun müthiş bir performans sergilediği ''Basketball Diaries'', izlemesi biraz keyifli izlenilen karakter biraz kanser edici olan ''The Damned United''.. Şu an fark ettim hepsi biyografik filmlermiş, yüzümü güldürdü hahaha. 

3 tane de kitap bitirdim sanırım. Arrakis'in etkinliğinden kazandığım ''Goethe- Gönül Yakınlıkları'', Daha sadece 1 cildini bitirebildiğim ''Hugo- Sefiller'', Okurken hayran kaldığım ''George Orwell- Hayvan Çiftliği''.

 Hahahaha şimdi bakınca yoğunluğumun sebebi ödevler değil de yaptıklarımmış gibi geldi nasıl sığdırmışım bu kadar şeyi :D. 

 Bu izlediklerimden ve okuduklarımdan da ayrıntılarıyla bahsetmek istiyorum aslında ama bu yazıda arada kaynasınlar istemiyorum, bunlar için ayrı yazı yazmak istiyorum (her böyle dediğimde o yazı yazılmıyor bu yüzden korka korka dedim ama bu sefer böyle olmayacak *inşallah*), o yazılardan birinde görüşürüz.

  Tekrar ortadan kaybolmamak dileğiyle...




 

31 Ağustos 2020 Pazartesi

DİZİ YORUMU: It's Okay Not To Be Okay

 

 Uzun süredir dizi- film izlemiyordum. Neredeyse 2-3 aydır, bu 2-3 aylık süre bazıları için kısa gözükse de benim için oldukça uzun bir ara. Bunun yanında Kore yapımı bir şeyler izlemeyeli bir hayli oldu. Sanırım en son okullar açıkken Hotel Del Luna'yı izlemiştim. Son bölümünde Kim Soo Hyun'u görüp heyecanlanmış, merakla 2. sezonu beklemeye koyulmuştum. Onu beklerken geçenlerde bir blog yazısına denk geldim. Kim Soo Hyun başka bir dizide rol almış. Konusu itibariyle ilgimi çekti. Unutmuştum aslında ama şu yazımda belirttiğim üzere depresyondan çıkma aşamasındayım. Bir şeyler izlemek istedi canım. Önce Parazit'i izleyeyim dedim. İnternette bulamayınca yine bir Kore yapımından gideyim istedim. Aklıma geldi ve izlemeye başladım. Size anlatmak için oldukça heyecanlıyım. O zaman başlayalım mı?


  DİZİ KONUSU


   Dizimiz psikiyatri hastanesinde hasta bakıcı olarak çalışan Moon Kang Tae, onun otistik spektrum bozukluğuna sahip abisi Moon Sang Tae ve çocukluğu boyunca pek çok travma yaşayan anti sosyal kişilik bozukluğundan muzdarip Go Mun Young etrafında dönmektedir. 

   Konu kısmını bu kadar geçip dizinin asıl olaylarını karakterler üzerinden vermeyi seviyorum bu yüzden karakterleri tanıtmaya geçiyorum.


MOON KANG TAE

   Hayatını abisine adamış, bütün isteklerini ve arzularını içinde baskılamış bir karakter Moon Kang Tae. Diziyi izlerken onun için üzülmeden edemiyorsunuz. Zaten otizmli bir abiye sahip olmanın bütün zorluklarını yaşarken bir de abisinin travması yüzünden -bu konunun ayrıntısına girmeyeceğim spoiler olduğu için- oradan oraya sürükleniyor, kimseyle bağ kuramıyor ve ne yaşarsa içine atmak zorunda kalıyor. Anti sosyal kişilik bozukluğuna sahip Go Mun Young'la da karşılaşınca hayatı cidden alt-üst oluyor. Tabii bir söz vardır ya hayatının altının üstünden iyi olmadığını nereden biliyorsun diye, o bu anlamda şanslı insanlardan. Hayatının altı üstünden iyi çıkıyor, yaralarını yine yaralı olan Go Mun Young'la birlikte sarıyor. 

   Kim Soo Hyun gerçekten muazzam bir oyunculuk sergilemiş. Karakterin yaşadığı her şeyi bize de yaşattı helal olsun. Karakteri için kötü bir şey söyleyemeyeceğim, hepimizin sarıp sarmalamak isteyeceği biriydi bu rolde. Ama sadece çok duygusaldı. Ben bu kadar duygusallık sevmediğim için biraz daha güçlü birini görmek isterdim açıkçası. Ama bir yandan da yaşadığı uncam şey, duygularını bastırması vs. bu şekilde tepki vermesi de normaldi. Bilemedim. Bi süre sonra karakterden sıkıldım ama çok da problem arz etmedi bu durum.


MOON SANG TAE

   Otizim Spektrum bozukluğunun üstüne bir de korkunç bir travmaya sahip olan biri Sang Tae.. Dizide en sevdiğim karakter oldu. Hem neşeli hem bilgili tavırları vardı. Küçük çocuklar olur ya yeri gelir boyundan büyük laflar ederler bana o çocukları anımsattı. Bol bol yüzümüzü güldürdü. 

   Kang Tae ve Mun Young'un arasına da köprü oldu. Kang Tae, abisi kitaplarını bayılarak okuduğu ve en sevdiği uğraş bu kitaplara resim çizmek olduğu için - Sang Tae özel yeteneklere sahip bir otizimli. Onu bol bol resim çizerken görüyoruz- Mun Young'la iletişime geçmek durumunda kaldı. 

   Dizide bir otizimliye nasıl davranılmalıdırın çok güzel bir örneğini görüyoruz bence. Zaman zaman karakterlerin gel-gitlerinden ötürü olumsuz şeyler yaşansa da gerçek hayatla kıyaslanıldığında çok da güzel bir örnek teşkil ediyor. Sang Tae'yi kendi başına otobüse binerken, çalışıp para kazanırken görmek çok hoştu. Ayrıca karakteri canlandıran Oh Jung Se'nin hakkını da vermek gerekiyor. Dizideki en iyi oyunculuğu kesinlikle o sergiledi. Kendisini ''Hot Stove League''de izlemiş ve oradaki oyunculuğuna da bayılmıştım. 

**okuyucuya not: Hot Stove League'de önerdiğim bir dizidir. 


GO MUN YOUNG

   Çocukluğu boyunca korkunç şeyler yaşayan bir diğer karakterimiz Go Mun Young.. Gerçekten yaşadıkları aklımıza getirmek istemeyeceğimiz kadar kötüydü. Anti sosyal kişilik bozukluğu da bundan ötürüydü zaten. Annesi ayrı bir dert babası ayrı bir dert kızın...   

   Karakter gelişimini açık bir şekilde gördük Go Mun Young'un. Dizinin başında bize bahsedilen Mun Young'la sonundaki Mun Young apayrıydı resmen. Bu hem çok hoştu hem de biraz hızlı gerçekleşti sanki. 

   Dizi boyunca onun yazdığı masalları okuduk -dinledik-. Realitede bu kitaplara sahip olabiliyorsak ben gerçekten istiyorum kitapları. Harika masallardı. Çocuklar için uygunluğu bence biraz tartışılır ama aşık oldum yazdıklarına. Kitapların illüstrasyonları da çok güzeldi... 

   Seo Ye Ji'yi daha önce Hwarang ve Moorim School'da izlemiştim (sanırım 2 diziyi de bitirmedim) özellikle Moorim School'da başrollerden biriydi. Beğendiğimi hatırlıyorum. Bu dizide de kötü bir performans sergilemedi. Çok da güzeldi açıkçası izlemekten zevk aldım. 







   

   Anılması gereken birkaç karakter daha var:

Nam Joo Ri: 2. kadın. Gerçek hayatta karşılaşsam beni rahatsız edebilecek bir kişiliği var doğrusu o yüzden çok ısınamadım ama nefret de edemiyorsunuz öyle bir karakter.

Jo Jae Soo: Kang Tae'nin peşinden ayrılmayan 10 yıllık arkadaşı. Kang Tae bir yere veya bir kişiye bağlanmadığı için Jae Soo, Kang Tae'ye bağlanmış. Çok tatlı bir karakterdi.

Lee Sang In: Jae Soo'nun Mun Young'a bağlı versiyonu. Mun Young'un kitaplarını yayınlayan şirketin sahibi. O da çok tatlıydı, hele dizinin sonlarına doğru.      



                         

   Karakterlerimiz bu kadar. Elbette bu kadar değil ama önemli karakterler bunlar. Ama söylemeden edemeyeceğim yan karakterlerin hemen hemen hepsi çok tatlıydı. Hikayesini dinlediğimiz bütün karakterler kalbimize dokundu bence.

   Genel yoruma gelirsek. Dizi 16 bölümden oluşuyor 12. bölümden sonra izlerken biraz zorlandım açıkçası. Geçmişte yaşananlardan ötürü ilişkinin dur-kalkları çoktu. Bu durum beni biraz yordu ama finali çok güzel verdiler. Her haliyle memnun kaldığım bir final yazmış senarist bu yüzden çok mutlu oldum. Önereceğim bir dizi oldu kendisi bence izlemekten çekinmeyin.