Şu sıralar final ödevleriyle o kadar meşgulüm ki buraya özel yazı yazmaya fırsatım bir türlü olmuyor maalesef. Yaz boyu kitap etkinliğine katılmak istiyorum ama haftaya kadar bu konu hakkında da yazamayacağım gibi duruyor. Şimdilik ödevlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Bu seferki otobiyografi ödevimden bir kesit. Test Dışı Teknikler dersi için hocamız otobiyografimizi yazmamızı bunu yazarken de belli başlı içeriklerden bahsetmemizi istedi. En sevdiğimiz kitap da bunlardan biri. Sizle de paylaşmak istedim. Bundan sonra da muhtemelen şarkı ve film yazıları gelecek. Belki küçük bir deneme (deneme oluyor galiba) yazısı da atabilirim. Keyifle okursunuz umarım.
Bu kitabı okuyana kadar en sevdiğim kitap Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel adlı kitabıydı. Yaklaşık 6 yıl en sevdiğim kitap olan Gün Olur Asra Bedel’i tahtından eden bu kitap beni tam anlamıyla kalbimden vurdu. Bu yıl içinde okuduğum ‘’Kürk Mantolu Madonna’’ gerek yazım dilinin etkileyiciliğiyle gerek hikayenin sürükleyiciliğiyle bana ‘’bu kitabı bu yaşıma kadar ben nasıl okumam!!’’ dedirtti. Belki hikaye biraz tanıdık ve öngörülebilir olsa da yazarın üslubu bunu çok iyi bir şekilde örtmüştü. Çok fazla cümlenin altını çizdim. Kitabı bu denli sevmemin nedeni de yine bu cümlelerden biri: ‘’Arada fark vardı: Hayatın bundan ibaret olduğunu zannettiren bilgisizliğimin yerini şimdi, dünyada başka türlü de yaşanabileceğini bir kere öğrenmiş olmanın azabı tutuyordu.’’ Ben önemli bir şeyi kaybetmenin değil o şeysiz de yaşanabileceğinin farkına varıldığı anın daha ızdırap verici olduğunu düşünüyorum. Böyle bir cümleyi okumayı beklemiyordum, bu cümle kendimi kitaba yakın hissetmemi sağladı. Ve bütün diğer unsurların yanına eklenince kitap ‘’en sevdiğim’’ sıfatını aldı. Kitap oldukça popüler olduğu için konusundan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim, sadece kürk manto giymiş bir kadın portresine aşık olan adamı ve onun iç dünyasını okuyoruz demekle yetineceğim. Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum, şimdiye kadar okumadıysanız eliniz titremeden sepete ekleyebilirsiniz!*
Art arda alıntı vermesini sevmiyorum (genelde paragraf aralarına yazarım alıntıları) ama bu kitaptan birkaç alıntı bırakmadan da yazıyı sonlandırmak istemiyorum, buyurunuz:
Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan kolaydır.*
Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?*
...Karşındakinin her kanaatini doğru bulup benimsemek için vesile aramak da bir nevi ruh yakınlığı alameti değil miydi?*
*sonradan eklenmiştir.
