16 Mayıs 2016 Pazartesi

MİM: ÖP, EVLEN, UÇURUMDAN AT TAG



Yeniden selamlar, 
bugün bu güzel mimle misafir olacağım evinize. Bu mim benim çok hoşuma gitmişti ve birinin beni mimlemesini beklemiştim, sonunda Ben Ölürsem Kitap Biter bloğunun sevgili yazarı Kenzi beni mimledi. Onun yazısı hemen şuracıkta.


Bu güzel editi de ona borçluyuz, kullanabileceğimizi yazmış ben de duramadım :D

Ayrıca mimin nasıl yapılacağını da çok güzel açıklamış, bugün bir gıdım daha üşengeç olduğumdan onu da sevgili Kenzi'den alıyorum, helal eder umarım :D



Ben  14 erkek 7 kız yazdım, 7 tur olacak yani. O zaman başlıyorum.

1. TUR

Duygu (Bir Türk Masalı: Duygu)
Newt (Labirent Serisi)

ÖP: Rudy. Rudy sevimli çocuk, benden küçük ama olsun, yanağına bir buse kondururum :D
EVLEN: Newt.. Newt benim serideki en sevdiğim ikinci karakterdi.. (Tabii ki 1. Minho) Neden bele ettin yazar ağbey :'(
UÇURUMDAN AT: Gönül rahatlığıyla Duyguyu buraya yazıyorum.

2. TUR

Kamuran (Çalı Kuşu)
Mark (Marslı)

ÖP: Finn
EVLEN: Mark. Yani ne sandınız :D
UÇURUMDAN AT: Kamuran.

3. TUR

Sol (Kül)
Bekir (Bir Türk Masalı: Duygu)
Bernard (Cesur Yeni Dünya)

ÖP: Sol. 
EVLEN: Bekir. Aslında Sol'ü evlene yazmak için yazmıştım ( :P ) ama Bekir daha bir evlenilesi geldi şuan gözüme :D
UÇURUMDAN AT: Bernard.

4. TUR

Tom (Trendeki Kız)
Olga Sergeyevna (Oblomov)
Ali (Bir Türk Masalı: Duygu)

ÖP: Olga Sergevyena. Aslında kitapta en sevmediğim karakter sendin ama Ali ile evleneceğimden dolayı ve Tom'u kesseniz öpmeyeceğimden dolayı buradasın, kader..
EVLEN: Ali kitaptaki en sevdiğim karakter. Hatta kitabın o iğrenç diline katlanıp serinin ikinci kitabını Ali için okuyacağım. (Eğer ikinci kitap Ali'nin bakış açısından olmasaydı hayatta para vermezdim.) 
UÇURUMDAN AT: Tom. Lanet pislik karakter, umarım ölürsün.

5. TUR

Rachel (Trendeki Kız)
Dax (Kül)
Ketniss (Açlık Oyunları)

Niye hepsi kız oldu :D Neyse,

ÖP: Ketniss.
EVLEN: Dax
UÇURUMDAN AT: Rachel. Ben bu kitaptaki hiç bir karakteri sevmiyorum sanırım :D

6. TUR

Lenina (Cesur Yeni Dünya)
Teressa (Labirent Serisi)
Thom (Kül)

ÖP: Lenina, ne kadar sevmesem de..
EVLEN: Thom. Yorumunu yazdığımda Thom'dan hiç bahsettim mi hatırlamıyorum ama benim kitapta en sevdiğim karakterdi.
UÇURUMDAN AT: Teressa. Gözümü bile kırpmam.

7. TUR

Adden (Kül)
Toby (Kurtlara Söyle Eve Döndüm)
Zane (Kül)

ÖP: Adden.
EVLEN: Toby
UÇURUMDAN AT: Zane.

Veeee mim bitmiştir. Çok zevkli bir mim. Karakterleri belirlerken biraz zorlandım çünkü benim isim hafızam iğrençtir.. Ama güzeldi. Şimdi gelelim kimleri mimliyorum;


ve yapmak isteyen herkes

Mimlendiniz efenim kolay gelsin :D


11 Mayıs 2016 Çarşamba

HİKAYEMSİ ŞEY: YAĞMURLA GİDEN



Merhabalaaar, bugün yeni bir hikayemsi şeyle geldim size. Aslında çok kısa ama paylaşmak istedim. Şimdiden okuduğunuz için teşekkürler!!

NOT: İsim için çok çok teşekkürler Deep!!


Geri  dönmeyecek..
Geri dönmeyeceğini biliyorum.
Zaten nasıl geri dönebilir ki ölen biri?
Döneceğini düşünmek sadece çocukların yapacağı bir eylem..

Sonbahardı. Hangi ay, gün ya da saat hatırlamıyorum. Sadece 3 yıl önce bir sonbahar..
Tarih konusunda balık hafızalıyım fakat o gün olan olayların hepsini hatırlıyorum. Tarih dışında kalan bütün ayrıntıları.

Yağmur ha yağacak ha yağmayacak denilen günlerden, serin bir esinti vardı havada. Yüzlerimiz yine de gülüyor, biz yağmuru ve soğuk havayı severdik çünkü. Onun üzerinde kırmızı bir kazak var. Bunu hatırlıyorum çünkü doğum gününde annem almıştı , rengi sevmediği kadar parlaktı fakat sırf annem aldı diye giyiyordu. Bu dolabındaki tek kırmızı parlak kazağıydı. Altında kot pantolonu. Kot dışında pantolon giymezdi. Düğün gibi özel günlerde bile takım elbise giydiğini görmedim. Takım elbisesi giydiği tek gün kendi düğünüydü. 

Annemi almak için memlekete gidiyorduk. Annemin memleketine. Dayım hastalandığı için 10 günlüğüne orada kalmıştı. 10 gün sonra, hatırlayamadığım bir sonbahar gününde, yağmur ha yağacak ha yağmayacak derken ve hava eserken biz annemi almaya gidiyorduk. Üzerinde kırmızı parlak bir kazak ve kot pantolon vardı. Kabanını arka koltuğa koymuştu.

Radyoda onun sevdiği türkü çalıyordu. Yeşil ördek. Nasıl denk gelmişti ki..

Yarım saat sonra başladı yağmur. İddiayı babam kazanmıştı ve yağmur yağmıştı. Yağmur yağmayacak diyen bendim. İnatlaşmıştık, annemi aldıktan sonra onları yemeğe götüreceğimi söyledim.

Nasıl oldu bitti anlamadım, hayır…
Nasıl olduğunu gayet iyi hatırlıyorum, önümüze bir geyik çıkmıştı. Babam çarpmamak için sağa kırdı direksiyonu. Bana sıkı tutun diye bağırdı ama kendisi sıkı tutunmamıştı. Ön camdan fırladı. Kemerini takmamıştı, yola çıkmadan önce o kadar dil dökmeme rağmen. Her yolculuğun başlangıcı böyleydi. Hiç kaza yapmamasıyla böbürleniyor, takmazsa da bir şey olmayacağını savunuyordu. Nasıl olmaz? Olmuştu işte. Arabanın 1 metre ilerisinde hareketsiz  yatıyordu.

Ağlamadım, bağırdım ama. Sesim kısılana kadar bağırdım. Canım çıkana kadar bağırdım. 20 dakika sonra başka arabalar gelmişti. Ambulanslar ve polisler. Ben çağırmıştım onları. Zor bela cebimden çıkardığım telefonum ile.

Önce babamı götürdüler, bir hastanenin bodrumuna. Soğuk ve diğer ölülerin olduğu yere. Sonra beni. Ama ben soğuk bir odaya kapatılmayacak kadar sıcaktım. Hayatta olduğuma karar verdiler, ama ben ölmüştüm. Babamı yerde hareketsiz olarak 20 dakika boyunca izleyince ölmüştüm. 1 hafta 4 gün beyaz bir odada kaldım. Hemşireler, doktorlar girip çıktı bu süre zarfında. Korkmadım ya da ağlamadım. Ama ben, babamı artık parlamayan kırmızı kazağı ve kot pantolonuyla, arabanın 1 metre ilerisinde hareketsiz yatarken 20 dakika izleyince ölmüştüm.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

KİTAP YORUMU: KİTAP HIRSIZI




Selamlaaaaar!!
Sonunda kitabım elime geçti ve sonunda yorumunu yazmaya başlıyorum. Okuyalı 2 ay oldu yine de bilgilerim ve düşüncelerim taze. Aslında kitap yokken de yazardım yorumunu fakat kitapta altını çizdiğim cümlelere ihtiyacım oluyor, o yüzden sabırla bekledim. Aslında kitabı okur okumaz (sanırım 2-3 gün sürmüştü) arkadaşıma vermiştim fakat o sayısal sınıf ve çok çok çok çalışması gerekiyor. Sınav haftası bitti ve en sonunda okuyup getirdi. 


alıntı.

Neyse burayı fazla uzatmaya gerek yok hemencecik konuya geçelim, çünkü bu kitap hakkında diyeceğim çok şey var!!

Liesel Nazi Almanyasın'da yaşayan bir çocuktur. Hikaye onun etrafında dönüyor. Bazı sebeplerden ötürü annesi Liesel'i ve erkek kardeşini başka bir aileye vermek zorunda kalıyor, ne yazık ki erkek kardeşi daha yoldayken ölüyor. Kardeşi gömüldükten sonra Liesel yerde, karların arasında bir kitap buluyor ve Kitap Hırsızı'mız böylece ilk kitabını çalmış oluyor.

<<''Baba!'' diye fısıldadı Liesel. ''Gözlerim yok.''
Babası Liesel'in saçlarını okşadı. Kız tuzağa düşmüştü.''Öyle bir gülümsemeyle,'' dedi Hans Hubermann, ''gözlere ihtiyacın yok zaten.'' Kızına sarıldı ve tekrar resme baktı. Şimdi sıra E'de.''>>


@snowbook insta hesabından alıntıdır.

Gerçek şu ki Yahudileri hiç sevmem. Genelinden de haz etmem, istekli olarak bir ön yargım var bu insanlara karşı ve ben bu ön yargıyı kırmak için hiç bir şey yapmıyorum, yapmak da istemiyorum doğrusu. Tabi bu genel olarak onlar hakkında düşüncelerim, yoksa iyi insanlar yoktur onların içinde, kesinlikle onlardan nefret ediyorum demiyorum. Her toplumda olduğu gibi onlarda da gerçekten iyi insanlar olabileceğini düşünüyorum. Sadece genelini sevmiyorum.

<<''İnsan her zaman dilediğini elde etmezdi.
Özellikle de Nazi Almanyasın'da.
Zaman geçti.
Savaş büyüdü.
Max, başka bir boş odada gizlenmeye devam etti.
Ta ki kaçınılmaz an gelene kadar.''>>

Amma ve lakin ben bu kitaba aşığım. Nabrut'un yazısını okuyunca ''Keşke almasaydım.'' dedim mi? Evet, dedim. Fakat ben geçen sene  bu kitabın filmini izleyip beğendiğim için ve kesinlikle kitaplar filmlerden daha güzel olduğu için bir şans verdim ve gerçekten de iyi ki vermişim.


@1beste1kitap insta hesabından alıntıdır.

Başlarda kitabın, yazarın diline alışamıyorsun ve kısa bir süre kitabın içine giremiyorsun fakat bir alıştın mı o kadar akıcı ve muhteşem ilerliyor ki anlatamam. Bir kere ''Hikayeyi kim anlatıyor?'' diye bir soru beliriyor kafanda ve bundan emin olana kadar aklından bin bir türlü şey geçiriyorsun. Misal ben arkadaşımın kafasının etini yemiştim 'bak bu yüzden bu anlatıyor olabilir ama şöyle bir şey de var o yüzden bu da olabilir'' diye. Tabii ki size burada hikayeyi anlatanı ifşalamayacağım ki siz de benim gibi merak edin ve heyecanlanın. Sırf bu yüzden aşığım kitaba.


@kitapevreni insta hesabından alıntıdır.

<<''Yüzünüze bir tokat yedikten sonra gülümsediğinizi düşünün. Sonra da bunu günde yirmi dört saat yaptığınızı.
Bir Yahudi'yi gizlemek böyle bir şeydi''>>

İçerik olarak da hoşuma gitti, basit ama etkileyiciydi. Karakterlere gelirsek eğer, Liesel ile aramda bir bağ kuramadım ama bütün karakterleri bir şekilde seviyorsunuz, en kötü dediğiniz karakter bile bir süre sonra kendini size sevdiriyor, tabii ki Hitler hariç. 


@_kitapdelisi_ insta hesabından alıntıdır.

''Öneriyor muyum?'' sorusuna gelirsek eğer, bu kadar övdüm önermezsem tuhaf olur yani!! Bence okuyun, hani zevk meselesi bir yandan ama ''keşke okumasaydım, bu nasıl kitap'' demezsiniz bana göre. Ayrıca Markus Zusak'ın da diğer kitaplarını okuma kararı aldım. Eğer diğer kitaplarının da bu kadar okuması zevkli bir anlatımı varsa bu yazar benim favori yazarlarım arasına girer.
Filmini de öneririm. Kitabı kadar olmasa da filmi de hoştu. Bence onu da zevkle izleyebilirsiniz. 

Benim kitap hakkında düşüncelerim bunlar, eğer okumuşsanız yorumlardan kitap hakkında dedikodu yapabiliriz, okumamışsanız ve okumaya karar vermişseniz eğer, okuduktan sonra gelin ve yine dedikodu yapalım :D





12 Nisan 2016 Salı

DURUM BİLDİRİMİ #3



Bloga yazı girmek vakti geldi diye düşündüm bugün.
Bugün okula gitmedim. Sabah gözlerimi dahi açamadım. Bir ağırlık vardı üzerimde. Hazır gitmemişken de artık vakit geldi diye düşündüm. Çok şükür sınavlar bitti. Ben de bittim.
Maalesef ki sınavlar yüzünden buraya vakit ayıramıyordum.

Neyse, sınav haftası ne kadar yoğun geçse de kitap okumadan duramadım tabii. Arkadaşlarım ''Sen nasıl sınav haftası 2 kitap bitirdin -şaşırma ifade simgesi- '' dedi. Canlarım sizin 2 saatiniz yollarda geçmiyor. Bu 2 saatleri boş bırakmamak için de kitap okuyorum ben. Tabi dizilerimden feragat ettim. DOTS'a kaldığım yerden devam ediyorum ama hala yetişemedim. Moorim School'u sınavlardan önce son 2 bölümde bırakmıştım -sırf Hongbin oğlumu ağlatıyorlar diye, belki bu yazıyı yazdıktan sonra izlemeye giderim, son bölümden biraz spo aldım, çocuğum gülüyormuş :')-

3 kitap daha aldım, sınav haftasına girmeden 1-2 gün önce. Onların 2'si bitti, 1'ini şuan okuyorum -SEN NE GÜZEL BİR KİTAPSIN MARSLI ❤︎❤︎❤︎- 
Aslında kitapları alır almaz yazısını yazacaktım fakat bir türlü bilgisayar başına geçmek için vakit ayıramadım. Kitap Hırsızı'nın yorumunu giremiyorum çünkü kitap arkadaşımda. O kitabı okuyup verene kadar da kitapların yorumunu giremeyeceğim gibi görünüyor çünkü okuma sırasıyla yazmak istiyorum. Eğer Duygu'yu yazayım sonra Kitap Hırsızını yazarım dersem de bu sefer Kitap Hırsızını yazamayabilirim. Eğer sırayı bozarsam öyle devam eder -bu ne biçim huy!!- bu yüzden başladığım gibi devam ettirmek istiyorum.

GOT7 bahsettiğim CB'i çoktaaaan yaptı. Buyurun bu da MV.


Demiştim ben size JYP ters köşe yapacak diye.  MV'ni taeserla hiç bir ilgisi yok.

Onların ardından da DAY6 cb yaptı. Jun'suz ilk cb.. 
Jun'un yokluğunu öyle bir hissettim ki albümde. Kardeşlerinin yanında sesini duymamak içimi sızlattı. Neyse, tekrar girmek istemiyorum bu konuya. Şarkı tabii ki MÜ-KEM-MEL!!
Debut şarkıları olan  Congratulations'la hiç bir ilgisi yok ve aynı mükemmellikte. Ben bu çocuklara nugu (çaylak) diyemiyorum. Dilim varmıyor. Albüm hele.. ya ben nasıl anlatırım bu albümü. Siz dinleyin iyisi mi.
 Buyurun bu da geri dönüş şarkıları LETTING GO;


Bende bu kadar. Aslında NCT'den de bahsedecektim de odamı temizlemeye gitmem gerekiyor. Onların hakkında ayrı bir yazı yazacağım o yüzden. Size sadece çıkış şarkılarını bırakayım;

NCT U- THE 7TH SENSE
VE

NCT U- WITHOUT YOU



20 Mart 2016 Pazar

KİTAP YORUMU: KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM



Sonunda diğer 3 kitabımı bitirdi.
 Kül'den sonra Kurtlara Söyle Eve Döndüm'ü okudum. Ondan sonra Kitap Hırsızı ve en son Bir Türk Masalı: Duygu.
Okuma sırasına göre yorumlayacağım kitapları. 

KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM

alıntı

''Voah çok güzel'' dediğim bir kitap olmadı. Ama kötü de değildi. Yer yer sıkıldığım oldu. Ama son 100 sayfayı soluksuz okudum. 

Bir kitabı daha hakkında hiç bir şey bilmeden aldım yine. Aşk romanı olduğunu biliyordum o kadar. Sadece alttaki yorumlara güvendim.  Bu yorumu girmeden önce nasıl anlatayım konusunu falan diye baya düşündüm, hatta bir kaç yorum okudum bloggerlardan. Herkes çok beğenmiş, bayılmış falan ama ben bu kadar bayılacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Kitapta 2 kişinin 1 kişiye olan aşkı anlatıyor. 

@appollongüncesi insta hesabından alıntıdır.

<<''Finn sanatın meyve dolu bir kasenin mükemmel bir resmini yapmakla ilgili olmadığını söylerdi. 'Sanat fikirlerle ilgili' derdi.Ve senin bir ömür boyu yetecek kadar iyi fikrin olduğunu söylerdi''>>

Bu 2 kişiden biri 14 yaşındaki June. Diğeri de Toby.
June dayısı olan Finn'e aşık olduğunu düşünüyor ki ben bunun bir aşk olmadığını sadece bir hayranlık olduğunu düşünüyorum. Daha sonra Finn'in AIDS hastası olduğunu öğreniyor çok geçmeden de Finn ölüyor. Ve olaylar bundan sonra June'un Toby ile tanışmasıyla başlıyor. Kitapta cinsellik adına hiç bir şey yok fakat gay aşkına değiniyor. Eğer bundan hoşlanmıyorsanız bu sizi rahatsız edebilir .

Bir homofobik değilim. Belki buradaki yazımı okuyup beni homofobik ilan edersiniz ama değilim. O zamanki tepkim başka bir şeyeydi.Yorumları da okursanız anlarsınız belki. Homofobik değilim ama birlikteliğe karşıyım. Tabi diğer insanlar beni ilgilendirmiyor, ben kendi işime bakarım. İnsanın kendi seçimi derim geçerim.

@tycheninfortunası insta hesabından alıntıdır.

<<''Finn öleceğini bildiği halde bunu umursamıyordu sanki.'' dedim. Ve bu doğruydu. Finn onu gördüğüm son ana dek her zamanki soğuk kanlılığını korumuştu.
''Bilmiyor musun? İşin sırrı bu. Her zaman hayal ettiğin gibi biri olduğundan emin olursan ve etrafında yalnızca insanların en iyilerine yer verirsen ertesi gün öleceğini bilsen bile bu umurunda olmaz''>>

Neyse ben kitaba geri döneyim. 
Son 100 sayfa gerçekten güzeldi. Kitapta bazı şarkı adları vardı. Kitabı okurken karşılaştığım zaman ve imkanım varsa dinledim. İçinde sevdiğim de vardı sevmediğim de. 

Junn ana karakterimiz ve Finn'e olan hislerini aşkla karıştırması çocukluğundandı. June tam bir Orta Çağ meraklısı. Bazen kendi kendine oyunlar oynuyor Orta Çağ'da olduğunu düşünerek. Kitapta en sevdiğim karakter olmadı. Kitapta en sevdiğim karakter June'un ablası Greta'ydı. Nedendir bilmem ama ısındım ben bu karaktere. Toby'yi de sevdim. masum bir karakter. 

@bookishcloud insta hesabından alıntıdır.

<<''Yalnızca dünyanın en mutsuz insanları sonsuza dek yaşamayı ister, çünkü hayatları boyunca istedikleri hiçbir şeyi yapamadıklarını düşünürler. Yeterince zamanları olmadığını, hayattan paylarına düşeni alamadıklarını hissederler''>> 

Ha unutmadan, kitabın ismi ne alaka derseniz onu merak edip kitabı okursanız siz öğrenin. Benim hoşuma giden küçük bir ayrıntı.

Gelelim kitabı öneriyor muyum?
Yani. Her kitaplıkta olmalı diyemeyeceğim ama bahsedildiği kadar güzel de değil. Hani önyargınızı yıkacak falan diyor ama o kadar da etkili bir kitap değildi.

Dünkü olay hakkında konuşmak dahi istemiyorum. Benim bulunduğum semtte de 50 kilo bomba bulunmuş diyorlar. Allah vatanımıza zeval vermesin.



21 Şubat 2016 Pazar

KİTAP YORUMU: KÜL



Evvet! İlk kitap tanıtımıyla buradayım.
Bu yazımda yeni kitaplarımdan bahsetmiştim. İlk olarak Kül'ü okuduğum için onun tanıtımını yazıyorum. 

Önce arka kapak yazısını şuraya iliştireyim;

Kader daha önceden belirlendi.
Yönetim tarafından sıkıca kontrol ediliyor. 
Değiştirilemez.

Madden Sumner bir Mor olarak doğdu. Sistemin en yüksek halkası. Kaderi Yediler Bakanı olmak.

Dax halkanın alt tabanı olan Kül, bir Renksiz. Kaderinde gerçekleştirmesi gereken hiçbir şey yok.
Buna rağmen hayatından vazgeçmiş değil.
Statüsünün onu tanımlamasına izin vermeyecek.

Dax ve Madden'ın yolları, özgürlüklerini kazanmak için verecekleri mücadelede hiç beklemedikleri bir şekilde birleşecek.

Peki, kaderleri için savaşmaya gerçekten hazırlar mı?

alıntı

Konusu kısaca şöyle; Bir olay oluyor, bu olay sonucunda insanlığın çoğu yok oluyor. Klasik bir distopya yani. Daha sonra insanlar renklerle ifade edilen statülere yerleştiriliyorlar. Önem sırasından itibaren ''Mor, Kırmızı, Yeşil, Sarı, Kahverengi, Barut Rengi ve Kül Rengi. İnsanlar kaderlerinin önemlerine göre renklendiriliyorlar. 

<<''Kaderin armağanı, tehlikeli bir sorumluluktur.Geleceğin gücüyle birlikte gelir.''>>

Arka kapak yazısında karşılaştığımız 2 ana karakterin ağzından dinliyoruz biz olayları. Bir o anlatıyor bir o. 
Burada bir şey itiraf edeyim, ben kitabın sadece arka kapak yazısını okumuştum. Hakkında hiçbir araştırma yapmadım. Zaten kapağı görür görmez kitabı istiyorum diye dolandım ortalıkta. Ben arka kapağını okuyunca Dax'i erkek sandım (Gerçekten). Tabi aklımda kurguluyorum, Madden ve Dax aşık olacak sonra baştakilere kafa tutacaklar falan fistan diye. Kitaba başladım ilk birkaç sayfasında Dax'in kız olduğuyla ilgili hiçbir şey söylemiyor, hatta bir yerde Dax'in kıyafetlerini betimlerken abisinin eskilerini giydiğinden, üzerinde pantolon ve tişört olduğundan falan bahsediyordu. Sonra bunun ben kız olduğunu öğrenince beynimden vurulmuşa döndüm. Sanırım o cümleyi 5-10 defa okudum. Tabi böyle olunca kitap benim kurguladığımdan çok başka devam etti. Bu kitabın bana attığı en büyük goldür.

alıntı

Neyse,
Madden 18 yaşında bir Mor, ayrıca kaderinde en yüksek konum olan Yediler Bakanı olmak var. Yani düşünebileceğiniz en önemli statüde kendisi. Diğer Mor'lar gibi çok üstten bakmıyor Küllere ama içten içe o da Küller'den fazla haz etmiyor. Yasalara bağlı, bu sistemi benimsemiş biri. 

<Öfkeyle,''Bu senin için bir tür şaka mı? diye sordum. Zane beni öylece başından savdı.''Kaybedecek hiçbir şeyin olmadığında komediyi en garip yerlerde bulursun. Senin türünün anlamayacağı bir felsefe''.>>

Dax ise asi bir genç kız. O da 18 yaşında ve Madden'la aynı sınıfa gidiyor. ( Evet, statüsü farklı olan inanlar aynı yerlerde bulunabiliyorlar, aynı okula gidebiliyorlar fakat toplumda ayrımlar var. Morlar, Morlarla yada statüsüne yakın olanlarla takılıyor, Küller, Küllerle). Dax bir Kül, ama Küller'in de altında çünkü onun bir kaderi yok. Küllerin bile ufak tefek kaderleri var  -misal karşıdan karşıya geçmek- ama onun hiçbir kaderi yok. Bu yüzden daha bir dışlanıyor, daha bir ezikleniyor. Ama Kül olsa da, Dax'in Mor olan abileri Link ve Aldan Dax'i çok seviyor.

alıntı

Şimdik yukarıda ''Ben kadere karşı kumar oynamayı çok iyi biliyordum'' diyor ya. İşte bu yerde kaderinizi inkar ederseniz çok ciddi cezalar alırsınız, hatta idam edilirsiniz. Eğer kaderinde olan şeyi -misal karşıdan karşıya geçmek- yapmazsan yada yapamazsan idam ediliyorsun. Nedenini sorgulamıyor adamlar direk sisteme bir baş kaldırı olarak düşünüp idam ediyorlar. 
Hatta bir kural var, ailenin çocuğu sisteme işe yaramaz bir statüde ise vergi falan ödüyorsun ki bu vergiler hiç azımsanmayacak derecede değil. 

Kitap hakkında geri kalanları kitabı merak edip alırsanız siz öğrenin. Fazla şey anlatmayayım merak edilecek bir şeyler kalsın size de.

YORUMUM

Ben kitabı beğendim, kolay okunuyor. Eğer kız kardeşim ışıktan rahatsız olup ''Abla yeter!! Yarın bitirirsin'' demeseydi 1 buçuk günde bitirirdim. Zaten okulda bitirdim kitabı. 
Nasıl desem kitap 460 sayfa, bunun 420 sayfasında olaylar oluyor, sırlar açığa çıkıyor, geçmişte olan olaylara değiniyor falan ama ben bu olaylardan pek etkilenmedim. ''Yok artık canım!!'' dediğim kısımlar olmadı. Böyle hep bir eksiklik hissettim. Ama son 40 sayfa ''benim için'' oldukça keyifli geçti. Hatta sonunda kitap için mantıklı olup, benim ''Ne alaka yaa, böyle saçmalık mı olur!!'' dediğim bir yer var ki aslında bu güzel bir şey. Bu kitap ''Kader Serisi''nin ilk kitabı. İkinci kitap çıkmış olsaydı, ilk kitabı bitirir bitirmez o an düşünmeden sipariş verirdim, çünkü içimde 2. kitap çok daha güzel olacağı yönünde bir his var. 
Kitabın kapağına da diyecek hiçbir şey bulamıyorum. Cilt kısmının rengi tuhaf bir sarı ki bu sarı benim çok çok hoşuma gitti, ne kadar arkadaşlarım hiç beğenmese de. Ayrıca kitabın sayfalarının kenarları da sarı. Bunun da kitaba ayrı bir çekicilik katmış olduğunu düşünüyorum.

alıntı

Kitabı öneriyor muyum??
Evet!

Mutlaka okumalısınız diyemeyeceğim ama okurken zevk alınabilecek bir kitap. Aslında bu ''kesinlikle okumalısınız'' cümlesini 2. kitapta kuracağım gibime geliyor, umarım hayal kırıklığına uğramam. Ha bu arada 2. kitabın adı ''Morötesi''. Heyecanla bekliyorum bakalım (N'olur hayal kırıklığına uğramayayım T.T) . Benden önce çıkacağı yönünde haberdar olursanız bana haber etmeyi unutmayın.

<<Yarı ona yarı kendime, ''Aptallığına dön tabii,''dedim. ''Bir şeyi anlamıyor olman o şeyin aptalca olduğu anlamına gelmez. Senin Hortlakların yollarını anlamanı beklediğimden değil tabi.''>>

İlk defa kitap tanıtımı yaptığım için biraz tedirginim doğrusu. Umarım okurken zevk almışsınızdır. Ve umarım kitabı adam gibi, doğru dürüst  tanıtabilmişimdir. 

18 Şubat 2016 Perşembe

KİTAP ALIŞ-VERİŞİ





Bu gördüğünüz 4 kitap dün elime ulaştı. İlk defa internetten kitap aldım ama tek değil. Mahallemde Okuoku'dan kitap alan biri varmış meğersem, benim de almaya niyetlendiğimi öğrenince ''E o zaman birlikte alalım, kargodan kar ederiz'' dedi ben de seve seve kabul ettim.
Kitapları onun evine teslim edildi, geldiğini son ders öğrendim, tabi ben bir mutlu bir heyecanlı, okul bitsin de çabucak kitaplarıma ulaşayım diye sabırsız sabırsız arkadaşlarıma söylendim.
Kitaplardan biri sürpriz oldu benim için de.
Şimdik geçelim kitaplara.


KÜL

Kaç haftadır istiyorum bu kitabı...?
Sonunda almak nasip oldu. Okuoku'da görüp, tek kelimeyle mühteşem olan kapağına vurulup -flas patlamış kötü çekim için üzgünüm :/- ,uzun süredir almak istediğim bir kitaptı.
Bir distopya. Eve gelir gelmez başladım kitaba. E o kadar bekledim almayı, okuma sırasının tabii ki başında olacaktı :D Dün biraz okudum, bugünde kitabın 3'de 2'sinden çoğunu bitirmiş bulunmaktayım. Kitaplar hakkında, onları okuduktan sonra yazı yazacağım, bu yüzden burada ayrıntıya girmiyorum.


KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM

Bir aşk romanı oluğu için başlarda pek dikkatimi çekmemişti fakat kitap hakkındaki yorumları okuduğumda bir şans vermeyi düşündüm. Okuoku'daki fiyatı 7.90 da olunca da attım sepete :D


KİTAP HIRSIZI

İndirimdekiler kısmında bu kitabı da görünce, listemde olmasa bile alasım geldi. Geçen sene ingilizce dersinde filmini izlemiştik, tabi gürültüden pek anladığım söylenemez ama beğendiğimi hatırlıyorum. Bu yüzden kitabını da alıp okuyayım dedim.  Nabrut pek beğenmemiş bakalım ben beğenecek miyim?


DUYGU

Sürpriz olan kitabım bu. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Normalde, sadece yukarıdaki kitapları alacaktım fakat arkadaşım ''İstersen bunu da al, instagramda fidan yapıyoruz, sen de katılırsın'' dedi. Sanırım Mart'ın 5'inde hepimiz birlikte başlayacakmışız kitaba. Madem öyle dedim alayım bende. Açıkçası ben 300-400 sayfalık bir kitap bekliyordum ama 600 küsürlük kalın bir kitap çıktı :D
Martın 5'ine kadar bekleyip, hakkında hiç bir araştırma yapmadan başlayacağım kitaba :D
Bakalım nasıl bir şey çıkacak...

Şimdilik aldığım kitaplar bu kadar ama okuoku'dan kitap almaya devam edeceğim kesin. Kitapların yanında çok hoş ayraçlar ve bir de Nescafe göndermişler. Ayraçları çok beğendim ama Nescafeyi anneme verdim, maalesef ki Türk Kahvesinden başka kahve içmiyorum.

Kitapları okuduktan sonra yorumumu gireceğim.

GÖRÜŞÜRÜZ!!





9 Şubat 2016 Salı

HİKAYE: HAYAT KALANLARLA DEVAM EDİYOR



Eveeet, biraz heyecanlıyım çünkü bu hikayeyi kulüptekiler dışında kimse duymamış/okumamıştı. Eleştiriye açığım :D 

Keyifli okumalar.


Dün yanıma bir abla geldi.

Öyle yanıma geldi dediysem, benim için değildi gelmesi.
Ben öylece oturmuş kayalıklara, sahili izliyordum. Hava soğuk haliyle, aralık ayındayız. Bu saatte otobüste olmam, evin yolunu tutmam gerekirdi. Bense sırf arkadaşlarımla biraz daha konuşayım, hafta sonundan önce biraz daha vakit öldüreyim diye, sallana sallana gelmiştim durağa. Hepimizin durakları farklı, baktım yol ayrımında bir ben kalmışım. Durağa gittiğimde otobüs çoktan kalkmıştı. Öyle çok sık geçen bir otobüs de değil benimkisi. 45 dakikada bir bulur durağın yolunu. E ben 45 dakika nasıl beklerim durakta.  Sıkılırım bir kere. Hazır sahil de yakın, dedim  ne zamandır sahile de düşmüyor yolum. Hava soğuk da olsa bir sahil keyfi yapayım, kayalıklarda oturayım, İstanbul'un sanayi kokusuna karışmış deniz havasını çekeyim ciğerlerime. Tek başınalıkta huzur bulayım.
Oturdum uzunca giden kayalığın bir köşesine. Başta dediğim abla 3 bilemedin 5 dakika sonra geldi, biraz ilerime oturdu. Ne çok uzaktı, ne de fazla yakın.
Biraz sonra ablanın oturduğu yerden sesler gelmeye başladı. Hıçkırıklar, ağlarken akan burnun çekilme sesleri. Bir yandan da gülmeler kahkahalar. Ne olduğunu anlayamadım. Bir insan hüngür hüngür ağlarken nasıl olur da kahkaha atar?
Yanına gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm bir süre.  Benim otobüsün kalkmasına da 30 dakikadan az fazla var.

Biraz izledim ablayı, öyle insana zarar verecek kötü birine de benzemiyordu. Gayet güzel kahverengi saçları vardı, fazla uzun değillerdi ama. Fiziği güzeldi belli. Bacaklarını uzatmıştı denize doğru, ince ve uzunlardı.  Geleli nereden baksan 10 dakika olmuştu. Bir ağlıyor bir gülüyordu.
En sonunda ben de cesaretimi topladım. Çantamdan selpak çıkardım. Kayalıklardan atlaya atlaya, dikkatli bir şekilde yanına gittim. Selpağı uzattım önce. Aklımda onunla sohbet etmek yoktu. Yüzünü silmesi için selpağı verecek ve durağıma gidecektim. Otobüs kalkmadan 5 dakika önce durakta olmayı planlamıştım.

Abla başta beni fark etmedi. Fark etmesi için ''şey.. buyurun, selpak'' dedim önce. Sesim fazla çıkmamış olsa gerek yine duymadı beni. Omzuna hafifçe dokundum. Kafasını bana doğru çevirdi. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı ama tuhaf olan yüzündeki gülümseme kocamandı. Bildiğin 32 diş sırıtıyordu. Biraz klasik olacak ama dişleri inci gibi beyazdı. Yüzü ise.. insanı rahatsız edecek kadar güzel. Yaklaşınca da saçlarının düşündüğümden daha açık bir kahverengi olduğunu anladım.
Ona selpağı uzattığımı fark edince ''ah selpak!'' dedi ve nazik bir şekilde, hiç acele etmeden, kibar hareketlerle selpağı aldı.
''Teşekkür ederim, yanıma selpak almamışım'' dedi. Ses çıkarmadım.
Oturmak ister misin diye sordu.  Aslında aklımda olan bu değildi ama kendimi yanındaki taşa oturur buldum.
Daha ben sormadan anlatmaya başlamıştı bile ;

Bugün, birkaç dakika önce yeğenim dünyaya geldi.
Bunu söylerken gözlerinden bir yaş damladı. Güzel ve pürüzsüz yanaklarından çenesine doğru kaydı. Aklımdan  ''Yeğeni doğduğu için mutluluktan ağlıyor olsa gerek'' diye geçirdim. Yine de buraya gelip hüngür hüngür ağlayacak bir durum değildi bu.  Ben bunları düşünürken anlatmaya devam ediyordu..
''Yeğenim dünyaya gözlerini açtığı an.''.
Sesi kısılmıştı burada, kelimeler boğazında düğümlenmişti. Hıçkıra hıçkıra devam etti..
''Kardeşim sonsuza kadar gözlerini yumdu.''

Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Yeğenini kazandığı gün, kardeşini kaybetmenin ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bunu yaşayan bir insan nasıl sakinleştirilir, nasıl avutulur.. hiçbir şey bilmiyordum. O, son cümlesinden sonra ağlamaya başlayan ablaya hiçbir şey diyemeden, sadece baktım. Anlatmaya devam etti. Kardeşi evleneli  7 sene olmuş. Son 5 yılı hastane ve ev arasında mekik dokuyarak geçirmiş. Çocukları olmuyormuş. En sonunda  bir çocuğa sahip olacaklarmış fakat annenin hayatı tehlikedeymiş. Kardeşi ne olursa olsun bu çocuğu doğuracağını söylemiş ve bugün doğum gerçekleşmiş.
Hikayenin bu kısmında abla ağlamayı bıraktı ve gülerek, sevinç içerisinde doğan bebeğin nasıl bir şey olduğundan bahsetti.
Aynı babasına benzeyen çok güzel bir oğlan. Gözlerinin rengi şimdi belli olmazmış ama annesininkilere benziyormuş. Kirpikleri uzun, kocaman bir çift göz. Aynı annesinde olduğu gibi. Burnu da annesininkini andırıyormuş . Belki büyüdükçe daha fazla annesine benzermiş.
Ablanın gözleri, bunları anlatırken o kadar güzel parlıyordu ki. Dünyada gördüğüm en güzel gözler olduğunu düşündüm.
Sonra.. bir anda ruh hali değişti, yüzü gülmeye devam ediyordu ama  gözlerindeki o pırıltı sönmüştü. Benim de ağlamama neden olan o cümleye gelmişti sıra,

''Annesi, hayatına mal olan çocuğu görebilseydi keşke..''

Ciddiyim o ana kadar hiç ağlayasım yoktu. Zaten ağladığımı gözümden akan damlaların, dudaklarımın içinden süzülüp ağzıma tuzlu bir tat vermesiyle anladım.  Ağladığımı fark edince, ağlama hissine kavuştum. Daha fazla ağladım. Abladan daha fazla ağlıyordum.

Abla hikayesinin sonuna gelmişti. Artık o bakacakmış kardeşinin hatırasına. Normalde buraya gelmemesi gerekirmiş ama bebeğin yüzünü görünce bir ağlama tutmuş ki sorma gitsin. Hastanede akrabaların yanında da ağlamak istememiş, bundan sonra olduğundan daha güçlü olması gerekiyormuş.

Ağlamam biraz durulunca cesaret edip sordum. Ablanın yanına geldiğimden beri ağzımdan çıkan ikinci cümlenin bu olacağı aklıma gelmezdi .
''Peki abla da, niye psikopat gibi bir ağlayıp bir kahkaha atıyorsun, vallaha korktum, yanına gelmeye çekindim.'' sorduğum an pişman olmuştum bile.
Yüzüme baktı, bir kahkaha daha attı.
Ne bileyim, bir yeğenimin doğumuna seviniyorum bir kardeşimin vefatına üzülüyorum. Nasıl hissedeceğimi ben de anlamadım ki.
Ablanın bir anda bu şekilde alaylı konuşması  beni şaşırtmıştı. Devam etti..

''Neyse, iyi ki gelmişsin, teşekkür ederim. Birilerine anlatmasaydım içimde kalırdı daha kötü olurdum.  Bundan sonra bana ağlamak yok. Artık hastaneye dönüp bebekle ilgilensem iyi olur.''

Yanımdan kalktı ve uzaklaştı. Bir süre orada, olduğum gibi kalakaldım. Sonra aklıma otobüsüm geldi. Acele ile saatime baktım. Çoktan otobüsü kaçırmıştım. Bir sonraki otobüsü durakta bekledim.
Evde olmam gerekenden çok geç bir saatte gittiğimden, olan bitenleri de anlatamadığımdan bir güzel azar yedim.

Ama o gün hayatımın dersini almıştım.

Ne olursa olsun hayat, kalanlarla devam ediyor..


8 Şubat 2016 Pazartesi

DURUM BİLDİRİMİ #2




Selamlar saygılar sevgili okuyucu.
Bugün okulun ilk günü, keşke hiç açılmasaydı demeden edemiyorum açıkçası. Bugünden başladılar saçmalamaya. ''Neyse'' deyip geçiyorum artık, canımı sıkmak istemiyorum.


Benim kulüp işi de bu kadarmış anlaşılan. Bilirsiniz benim bir edebiyat kursuna katıldığımdan, bugün hoca iptal edildiğini söyledi. Artık kulüp toplanmayacakmış. Katılımdan kaynaklı olarak. Son 2 hafta ben de dahil olmak üzere kimse kalmamış kulübe. Ondan öncesinde de çoğunlukla ben ve 1-2 kişiyle yapıyorduk zaten. Sözde 10 kişiyiz ama katılan toplasan 3 kişi oluyordu. Hoca da bu durumdan sıkılmış olsa gerek iptal etti. Haklı adam, bir şey demiyorum o yüzden.
Benim yarışmaya gidecek hikayem de kaldı. Yollamayacağım. Burada yayınlayacağım yarın düzenleyip. Ayrıca yeni klavye aldık ve artık kesme işareti yerine ''*'' bunu yapmayacağım için çok mutluyum :D

Yarın görüşmek üzere.




5 Şubat 2016 Cuma

MİM; SEVDİKLERİM, SEVMEDİKLERİM VE TAKINTILARIM



Sevgili Bonghwang beni taaaaaa.. ne zaman önce *sevdiklerimiz, sevmediklerimiz ve takıntılarımız* mimi ile mimlemişti. Bilgisayarım bozulduğu için maalesef bu zamana kaldı ve ben de daha fazla bekletmeden yapmak istedim. Onun yazısını buradan okuyabilirsiniz
O zaman başlayayım :D.

LEE HONG Kİ- LET S SEIZE THE DAY


Mesela ben uyansam bile yataktan kalkmam. Böyle kalmam için bir 10-15 dakika zaman geçmesi lazım ki bu okul zamanı böyle. Eğer tatildeysek veya benim boş bir zamanımsa atıyorum saat sabah 8 de uyandım ve beni kimse çağırmadı akşama kadar yatakta kalabilirim. Anında kalktığım zamanlar da oluyor ama bunlar çok nadir. Yatağımı seviyorum :D


Yatarken yorganın/battaniyenin sırtımı kapatmasına özen gösteririm. Eğer sırtım açıkta kalırsa kabus ya da kötü bir rüya göreceğimi düşünüyorum, bunun nedeni sırtım açık kaldığı bir gün bir rüya görmem. Rüya korkunç değildi ama bir kaç hafta aklıma takılmıştı. O günden sonra sırtımın açıkta kalmadığına çok dikkat eder oldum. Ama eğer sıcaksa hava yorganı direk üstümden atarım. Önemli olan sadece sırtımın açık kalmaması.

Ayaklarımın sıcak olmasına dayanamam. Hep soğuk olmalılar ki bu genelde de böyledir. Ellerim için de aynı şey geçerli.


Yağmuru çok severim. Yağmuru sevdiğim kadar şemsiyeyi sevmem :D Yanıma hiç şemsiye almam ve arkadaşlarımın *Islanma, şemsiyenin altına gir* tekliflerini hep geri çeviririm :D 

Yatmadan önce ve uyandıktan hemen sonra telefonumu kontrol ederim. 

Her türlü yemeği soğuk yiyebilirim. Yoğurt çok severim ve her yemeğin yanında yoğurt da yiyebilirim. Genelde evdeki yoğurdu ben bitiririm :D Meyveli yoğurt hiç sevmem :P

Sade soda dışında soda içemem. Meyveli soda hiç sevmem. Aslında eskiden içiyordum, sonra sade soda içmeye başlayınca içemez oldum, nedenini ben de anlamadım.

Şarkı dinlemesem bile kulaklık takarım. Tuhaf bir alışkanlık ama bu bende takıntı derecesinde. Kulaklığım yanımdaysa kesinlikle kulağımda olmalı.

Amerikan filmlerini *Aaa canım sıkıldı, hadi amerikan filmi izleyeyim* diyerek izlemem. Ya yanımda arkadaşım olacak o Kore yapımı izlemediği için izleyeceğim ya da televizyonda falan çıkacak. Yoksa özellikle açıp izlemem.  

Ben bir iş yaparken başımda beklenilmesinden nefret ederim. Mesela pc de bir şeyler yapıyorum, ne yaptığım yada kim olduğu önemli değil başıma gelen kişiyi direk kovarım. Özel olduğu için değil sadece sevmiyorum.


Sigaradan nefret ederim. İçilen yerde duramam hemen öksürmeye başlarım.

Kız grubu dinleyemiyorum. Kadınlığını kullanmalarından oldukça rahatsız oluyorum. Dinlediğim bir kaç grup ve solo var, onun dışında dinlediğim söylenemez.

İnsanların görünüşüyle dalga geçilmesinden nefret ederim. İnsanlardan nefret etmeme kararı aldım, onların sadece davranışlarından nefret edeceğim. 

Çok hızlı hazırlanırım. Makyaj yapmam, elbise, sivilce, kilo takıntım yoktur. Aslında elbise alırken içim gidiyor ona para verdiğim için sdfghjmk Evden dışarı çıkmayı tek olmadığım sürece sevmem. Elbise giyemem, bu uzun, etekli falan olanlardan, rahat edemiyorum.


Televizyon izlemiyorum. Çok nadir, o da ailemle salonda oturduğum zamanlar, bir de telefon ve internetten sıkıldığım, ders çalışmak istemediğim, okuyacak kitabım olmadığı zamanlar.

Her tarz kitabı okuyabilirim. Kişisel gelişim dışında.

Uyumadan önce hayal kurarım ki bunu hepimiz yapıyoruzdur :D Ama bende öyle bir durumda ki hayal kurmadan uyamıyorum. Yattığım zaman bir düzenim vardır.
-Sırtımın örtüldüğünden emin olmak
-Dua etmek
-Hayal kurmak
Bu üçünden birini yapmadığım zaman rahat uykuya dalamıyorum.

Çok sık ağlamam. İzlediğim bir film, dizi, dinlediğim bir müzik beni ağlatmaz. Sadece G.O.D*nin To My Mom MVsini izlerken ve şarkıyı dinlerken ağlamıştım. Bu yüzden beni ağlatan tek şarkı olma özelliğini taşıyor. Artık o da ağlatmıyor, ilk izlediğimde olmuştu :D 

BURAYA DA KOYAYIM. BAYAĞI ESKİ BİR ŞARKI O YÜZDEN FARKLI GELEBİLİR. ŞARKI BENİMLE YAŞIT :D-1999-

İnsanlar arasında çok rahatımdır. Benimle konuşmaya çekinen biriyle hemen iletişime geçebilirim. İnsanları iyi okuduğumu düşünüyorum, ama onar hakkındaki fikirlerimi çevremdekilerle paylaşmam. O kişi hakkında fikir sahibi olmam için biraz sohbet etmem ve gözlemlemem yeterli. 

Yeni girdiğim bir ortamda hemen muhabbet kurmam, önce oradaki insanları gözlemlerim.


Bilgisayarda vakit geçirmeyi oldukça severim. Sayfadan sayfaya atlamayı, yeni bir şeyler öğrenmeyi, insanların bir şey hakkında çeşitli düşüncelerini öğrenmeyi... Özellikle yorumları okumak benim için bir alışkanlık:D Bir yazıyı okuduktan sonra altındaki hemen hemen bütün yorumları okurum :D 

Bir mimin de sonuna geldik :D Oldukça zevkli bir mimdi. Çok önce mimlendiğim için kimin yapıp kimin yapmadığını bilemiyorum o yüzden yapmayan kim var ise onu mimliyorum.
Ayrıca buna benzer *alışkanlıklar* temalı bir yazım vardı onu da okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

Kendinize çok çok iyi bakın ve Bonghwang bu kadar geç olduğu için üzgünüm..
Bir sonraki postta görüşmek üzere :D










21 Aralık 2015 Pazartesi

DURUM BİLDİRİMİ**

Geldiiiim..

*BaeK A YEON SHOULDN 'T HAVE* BEN ÇOK SEVİYORUM BU KADINI YAA

Gelebildim sonunda.

Performans ödevlerimden başımı kaldırabilsem uğrayacağım da, bilgisayara sadece slayt hazırlamak için oturuyorum. Bitmiyor bu ödevler.

Bende biraz vakit ayırıp durum bildirimi yapayım dedim.

Haftaya sınavlarım başlıyor ve üstüne performans ödevleri. Başımı zor kaşıyorum. Sadece benim ödevlerim de değil, kız kardeşimin performanslarıyla da ben ilgileniyorum. Bir oraya bir buraya yakında mala döneceğim.

Pazartesi, salı ve çarşamba edebiyat kulübüm olduğundan geç saatlerde evde oluyorum. Geldiğim gibi de ödevlerle, derslerle ilgileniyorum. Perşembe boşum. Boş dediysem eğer o da dolu. Eve gelir gelmez dersler ve yine ödevler. Cuma günü de coğrafya kursu. Yani oldukça doluyum bu yüzden uğrayamıyorum buralara. O kadar yorgun oluyorum ki sabahları otobüste kitap okuyan, takip ettiği blogların yeni yayınlarını okuyan ben yolu uyuyarak geçiriyorum. Anlayacağınız 2-3 hafta yorgunluktan pestilim çıkacak..Normalde de günlerim böyle geçiyor ama performanslar üst üste yüklenince bir de sınav haftası gelince elim ayağım birbirine dolaştı.


Neyse onun dışında iyiyim Allah*a şükür. 
Bu arada hikaye yazmaya merak saldım. Merak saldım dediysem daha 2 tane hikaye yazdım.
Geçenlerde bundan burada bahsetmiştim. Hafta sonu hoca fanzin için bir şeyler yazmamızı isteyince ben de kolları sıvadım ve bir hikaye daha yazdım ama hikayeyi fanzinde yayınlamayacağız. Onun yerine bir yarışmaya göndereceğiz. Cidden çok heyecanlandım. Bu ilk hikaye yazma deneyimim olduğu için pek bir şey beklemiyorum. Yani ödül alma ya da dereceye girme gibi bir beklentim yok. Hikayemin yarışmaya gönderilmesi bile benim için bir başarıdır.

Hikayeyi size de okutmak, fikirlerinizi almak isterdim ama herhangi bir yerde yayınlayamam ama eğer dereceye giremezsem ve hikayem elimde kalırsa sizlerin de okuması için yayınlayacağım.

Ha bu gün kulüpte sınıftaki bir arkadaşla *erkek ve ismini hala bilmiyorum* münakaşaya girdik. Aslında böyle  şeylerden çekinirim ama kulüpte kendimi ifade edemeyeceksem nerede edeceğim.

Benim durum bildirimim de bu kadar.
Kendinize iyi bakın. Umarım en yakın zamanda tekrar gelirim.



12 Aralık 2015 Cumartesi

K-DRAMA VE FİLMLER; MİM

Şu anda yazıya nasıl başlasam diye düşünmeklerdeyim.
Karanlık salonda televizyondan gelen sesleri duymamak için kulaklığımı taktım ve DAY6’ in Congratulations adlı şarkısını dinliyorum. Hazır buraya da kondurayım mvyi:D

BUYRUN :d

Klavyem kucağımda, tuşları, zar zor bilgisayar ve televizyon ışığı ile görmeye çalışıyorum. Ayaklarımı az önce kahve fincanımı koymak için yanıma çektiğim sehpaya uzattım, sırtımı da duvara yasladım şu mim yazısına başlamayı bekliyorum.

Hazır mimden bahsetmişken -bütün lak laklarım bu cümleyi kurmak içindi - sevgili DSK ve Kore Delisiyiz beni k-drama ve filmleri mimi ile mimlemişler. Tamamen ilgi alanım olduğu için zevkle yapacağım bu mimi. Umarım siz de zevk ile okursunuz :D Onların yazısı da işte burada (DSK) ve burada (Kore Delisi)

O zaman gelsin sorular hehehe..

-İzlediğiniz ilk Kore dizisi ve dizi hakkındaki yorumlarınız?


Boys Over Flowers. Ahh BOF ah. O zamanlar tabi ergenim -şhh, şuan gayet olgun bir gencim- çok sevmiştim. Hala severim, ilkler unutulmaz derler. Çoğu k-drama takipçisi de bu diziyle başlamıştır zaten. BOF izlemeyen yok gibi. Eskiden tabi TRT de Türkçe dublajlı tarihi Kore dizileri çıkıyordu fakat o zamanlar ben çok küçüktüm ve hiç ilgimi çekmiyordu. Bazen annemle izlerdim -annem de çok severdi, şimdi ben izleyince laf ediyor :D- ama onları saymıyorum. Benim ilkim BOF du.

Kim Bum u burada çok sevmiştim. Ayrıca herkesin aksine Lee Min Ho yu hiç sevmemiş, hiç de övdükleri kadar yakışıklı bulmamıştım. Hala yakışıklı bulmuyorum ama kesinlikle işinde çok başarılı bir oyuncu.

-İlk oppanız unniniz veya nunanız hehe

Şu oppa kelimesini ne kadar sevmesemde madem ilk oppanız şeklinde sorulmuş, ilk oppam :P Kim Hyung Joong diyebilirim. BOF izleyip de onu sevmemek olacak iş değil :D

İlk unnim de..aslında ilk unni diyebileceğim bir oyuncu yok ama hala 
izlemekten keyif aldığım,  Playfull Kiss de ne kadar sövsem de bir o kadar da sevdiğim Jung So Min olabilir. En son D-DAY adlı bir dizinin kadrosunda rol aldı. Dizi çoktan final vermesine rağmen son bölümün çevirisi hala gelmedi. Dizi pek tutmadı. 20 bölümlük, ben daha 11. bölümündeyim. Diziyi bitirdikten sonra belki buraya yorumunu girerim.

-OST'ini en beğendiğiniz dizi?

KMHM -üzerine basarsanız dinleyebilirsiniz- ve School 2015 dizi ostlarını ciddi anlamda seviyorum. Ayrıca BU POSTUMDA yazdığım ostların da bende yeri ayrıdır.  Bir tane daha ekleyeyim; My Girlfriend is a Gumiho ostu dinlemekten bıkmadığım bir ostdur.

Buyrun School 2015 dizisinin OSTları;

RESET

VE
REMEMBER


-Oyunculuğunu beğendiğiniz Koreli aktör ve aktrisler?

Ya aslında çok var. Ama aktörlerde bana göre başı çekenler;

Ji Sung, Song Joon Ki, Kim Woo Bin, Kim Soo Hyun, Hyun Bin, Ji Soo -umarım dövülmediğin bir dizide baş rol olursun koca yürekli insan-

Aktristler; Ha Ji Woon, Jung So Min, Jun Ji Hyun, Shin Min Ah dır.

-İlk izlediğiniz anime ilk izlediğiniz Kore filmi?

İlk izlediğim anime Death Note. Çok sevdiğim bir animeydi. Hala severim. L ciydim ben, öldüğünde çok üzüldüm. Ağlamadım ama ağlamış kadar oldum. Zaten ben dizide, filmde ağlayan bir insan değilim..
Film.. cidden hatırlamıyorum. Neydi acaba biraz düşüneyim..ilk izlediğimi hatırlamıyorum. Ama hatırladığım en eskisi Kim Bum un oynadığı Psikometri.

ÖLDÜĞÜNDE ÇOK ACI ÇEKTİM BE L.. ŞİMDİ MUTLU MUSUN?

-En son izlediğiniz Kdrama?

En son bitirdiğim dizi sanırım KMHM ydi ama emin değilim. Şuan da çevirisini beklediğim Answer Me 1988 dizisini izliyorum, D-DAY e de devam edeceğim.

-İlk izlediğiniz tarihi dizi?

Bu sefer net bir cevap vererek sizi şaşırtacağım heheheh.. Sungkyunkwan Scandal.

-Ne kadar süredir Kore dizisi izliyorsunuz bu süre zarfında kaç dizi devirdiniz? Aklınıza ilk gelen izlenmeli dediğiniz dizi?

3 yıldan fazladır dizi izliyorum. 50 nin üstünde dizi izledim ama hepsini bitirmedim. Kendime hedef belirledim bitirmediğim dizileri bitirmeye çalışacağım. Its Okey, Daddys Girl*ü rahatlıkla önerebilirim.

-Sıkıldığınız diziler?

The Heirs. Kaçıncı bölümde bıraktığımı hatırlamıyorum ama çok fena sıkmıştı beni.

-Hangi dizi karakterine tekme tokat dalmak istediniz?

 D-DAY dizindeki müdür kılıklı adam. Uyuz oluyorum yaa. Öyle böyle değil. Onun kısımlarında atlayasım geliyor ama atlayamıyorum bir şey kaçırırım diye.

Adı Park Gun -dizideki- . Diziyi izlerken kaç defa *Alın bu adamı önümden,vallaha elimde kalacak!* dedim.

-Sonunu beğendiniz ve beğenmediğiniz diziler?

Beğendiklerim; Gumiho, KMHM, Dream High 1 ve 2.
Beğenmediklerim; Healler, School 2015 ve daha fazlası..


-Dizi müzikleri hariç dinlediğiniz ilk şarkı?

Bunu da hatırlamıyorum -özür dilerim dfghjk- ama SS501 in olduğu kesin :D

-Sevmediğiniz Koreli ünlüler? (Soruda oppa unni deniyormuş komşum değiştirmiş :D)

Bunu sevmiyorum! dediğim yok öyle, seviyorum ben herkesi. Zaten dizi ve filmlerde izlediğim oyuncuları pek takip etmem. Sadece oyunculuğunu beğendiklerimin yeni projesinden haberdar olacak kadar..

-Korece, Japonca, Çince?

Bahsettim mi hatırlamıyorum ama ben bu kdrama işine dilden girdim :D Asya dillerine aşırı bir ilgim var. Tayca*yı bile merak ediyorum. Öğrenmeyi çok istiyorum.
O yüzden bu soruya hepsi diye cevap vereceğim. Ama kolaylık bakımından seçecek olursam, şu anda da öğrenmeye çalıştığım Korece.


Mim bu kadar. Ben yazarken cidden eğlendim. Beni mimlediği için de komşuma çok teşekkür ederim.
Özellikle birini mimlemeyeceğim, yapmak isteyen ve üzerine alınan herkes yapsın.

Şimdiden kolay gelsin