21 Şubat 2016 Pazar

KİTAP YORUMU: KÜL



Evvet! İlk kitap tanıtımıyla buradayım.
Bu yazımda yeni kitaplarımdan bahsetmiştim. İlk olarak Kül'ü okuduğum için onun tanıtımını yazıyorum. 

Önce arka kapak yazısını şuraya iliştireyim;

Kader daha önceden belirlendi.
Yönetim tarafından sıkıca kontrol ediliyor. 
Değiştirilemez.

Madden Sumner bir Mor olarak doğdu. Sistemin en yüksek halkası. Kaderi Yediler Bakanı olmak.

Dax halkanın alt tabanı olan Kül, bir Renksiz. Kaderinde gerçekleştirmesi gereken hiçbir şey yok.
Buna rağmen hayatından vazgeçmiş değil.
Statüsünün onu tanımlamasına izin vermeyecek.

Dax ve Madden'ın yolları, özgürlüklerini kazanmak için verecekleri mücadelede hiç beklemedikleri bir şekilde birleşecek.

Peki, kaderleri için savaşmaya gerçekten hazırlar mı?

alıntı

Konusu kısaca şöyle; Bir olay oluyor, bu olay sonucunda insanlığın çoğu yok oluyor. Klasik bir distopya yani. Daha sonra insanlar renklerle ifade edilen statülere yerleştiriliyorlar. Önem sırasından itibaren ''Mor, Kırmızı, Yeşil, Sarı, Kahverengi, Barut Rengi ve Kül Rengi. İnsanlar kaderlerinin önemlerine göre renklendiriliyorlar. 

<<''Kaderin armağanı, tehlikeli bir sorumluluktur.Geleceğin gücüyle birlikte gelir.''>>

Arka kapak yazısında karşılaştığımız 2 ana karakterin ağzından dinliyoruz biz olayları. Bir o anlatıyor bir o. 
Burada bir şey itiraf edeyim, ben kitabın sadece arka kapak yazısını okumuştum. Hakkında hiçbir araştırma yapmadım. Zaten kapağı görür görmez kitabı istiyorum diye dolandım ortalıkta. Ben arka kapağını okuyunca Dax'i erkek sandım (Gerçekten). Tabi aklımda kurguluyorum, Madden ve Dax aşık olacak sonra baştakilere kafa tutacaklar falan fistan diye. Kitaba başladım ilk birkaç sayfasında Dax'in kız olduğuyla ilgili hiçbir şey söylemiyor, hatta bir yerde Dax'in kıyafetlerini betimlerken abisinin eskilerini giydiğinden, üzerinde pantolon ve tişört olduğundan falan bahsediyordu. Sonra bunun ben kız olduğunu öğrenince beynimden vurulmuşa döndüm. Sanırım o cümleyi 5-10 defa okudum. Tabi böyle olunca kitap benim kurguladığımdan çok başka devam etti. Bu kitabın bana attığı en büyük goldür.

alıntı

Neyse,
Madden 18 yaşında bir Mor, ayrıca kaderinde en yüksek konum olan Yediler Bakanı olmak var. Yani düşünebileceğiniz en önemli statüde kendisi. Diğer Mor'lar gibi çok üstten bakmıyor Küllere ama içten içe o da Küller'den fazla haz etmiyor. Yasalara bağlı, bu sistemi benimsemiş biri. 

<Öfkeyle,''Bu senin için bir tür şaka mı? diye sordum. Zane beni öylece başından savdı.''Kaybedecek hiçbir şeyin olmadığında komediyi en garip yerlerde bulursun. Senin türünün anlamayacağı bir felsefe''.>>

Dax ise asi bir genç kız. O da 18 yaşında ve Madden'la aynı sınıfa gidiyor. ( Evet, statüsü farklı olan inanlar aynı yerlerde bulunabiliyorlar, aynı okula gidebiliyorlar fakat toplumda ayrımlar var. Morlar, Morlarla yada statüsüne yakın olanlarla takılıyor, Küller, Küllerle). Dax bir Kül, ama Küller'in de altında çünkü onun bir kaderi yok. Küllerin bile ufak tefek kaderleri var  -misal karşıdan karşıya geçmek- ama onun hiçbir kaderi yok. Bu yüzden daha bir dışlanıyor, daha bir ezikleniyor. Ama Kül olsa da, Dax'in Mor olan abileri Link ve Aldan Dax'i çok seviyor.

alıntı

Şimdik yukarıda ''Ben kadere karşı kumar oynamayı çok iyi biliyordum'' diyor ya. İşte bu yerde kaderinizi inkar ederseniz çok ciddi cezalar alırsınız, hatta idam edilirsiniz. Eğer kaderinde olan şeyi -misal karşıdan karşıya geçmek- yapmazsan yada yapamazsan idam ediliyorsun. Nedenini sorgulamıyor adamlar direk sisteme bir baş kaldırı olarak düşünüp idam ediyorlar. 
Hatta bir kural var, ailenin çocuğu sisteme işe yaramaz bir statüde ise vergi falan ödüyorsun ki bu vergiler hiç azımsanmayacak derecede değil. 

Kitap hakkında geri kalanları kitabı merak edip alırsanız siz öğrenin. Fazla şey anlatmayayım merak edilecek bir şeyler kalsın size de.

YORUMUM

Ben kitabı beğendim, kolay okunuyor. Eğer kız kardeşim ışıktan rahatsız olup ''Abla yeter!! Yarın bitirirsin'' demeseydi 1 buçuk günde bitirirdim. Zaten okulda bitirdim kitabı. 
Nasıl desem kitap 460 sayfa, bunun 420 sayfasında olaylar oluyor, sırlar açığa çıkıyor, geçmişte olan olaylara değiniyor falan ama ben bu olaylardan pek etkilenmedim. ''Yok artık canım!!'' dediğim kısımlar olmadı. Böyle hep bir eksiklik hissettim. Ama son 40 sayfa ''benim için'' oldukça keyifli geçti. Hatta sonunda kitap için mantıklı olup, benim ''Ne alaka yaa, böyle saçmalık mı olur!!'' dediğim bir yer var ki aslında bu güzel bir şey. Bu kitap ''Kader Serisi''nin ilk kitabı. İkinci kitap çıkmış olsaydı, ilk kitabı bitirir bitirmez o an düşünmeden sipariş verirdim, çünkü içimde 2. kitap çok daha güzel olacağı yönünde bir his var. 
Kitabın kapağına da diyecek hiçbir şey bulamıyorum. Cilt kısmının rengi tuhaf bir sarı ki bu sarı benim çok çok hoşuma gitti, ne kadar arkadaşlarım hiç beğenmese de. Ayrıca kitabın sayfalarının kenarları da sarı. Bunun da kitaba ayrı bir çekicilik katmış olduğunu düşünüyorum.

alıntı

Kitabı öneriyor muyum??
Evet!

Mutlaka okumalısınız diyemeyeceğim ama okurken zevk alınabilecek bir kitap. Aslında bu ''kesinlikle okumalısınız'' cümlesini 2. kitapta kuracağım gibime geliyor, umarım hayal kırıklığına uğramam. Ha bu arada 2. kitabın adı ''Morötesi''. Heyecanla bekliyorum bakalım (N'olur hayal kırıklığına uğramayayım T.T) . Benden önce çıkacağı yönünde haberdar olursanız bana haber etmeyi unutmayın.

<<Yarı ona yarı kendime, ''Aptallığına dön tabii,''dedim. ''Bir şeyi anlamıyor olman o şeyin aptalca olduğu anlamına gelmez. Senin Hortlakların yollarını anlamanı beklediğimden değil tabi.''>>

İlk defa kitap tanıtımı yaptığım için biraz tedirginim doğrusu. Umarım okurken zevk almışsınızdır. Ve umarım kitabı adam gibi, doğru dürüst  tanıtabilmişimdir. 

18 Şubat 2016 Perşembe

KİTAP ALIŞ-VERİŞİ





Bu gördüğünüz 4 kitap dün elime ulaştı. İlk defa internetten kitap aldım ama tek değil. Mahallemde Okuoku'dan kitap alan biri varmış meğersem, benim de almaya niyetlendiğimi öğrenince ''E o zaman birlikte alalım, kargodan kar ederiz'' dedi ben de seve seve kabul ettim.
Kitapları onun evine teslim edildi, geldiğini son ders öğrendim, tabi ben bir mutlu bir heyecanlı, okul bitsin de çabucak kitaplarıma ulaşayım diye sabırsız sabırsız arkadaşlarıma söylendim.
Kitaplardan biri sürpriz oldu benim için de.
Şimdik geçelim kitaplara.


KÜL

Kaç haftadır istiyorum bu kitabı...?
Sonunda almak nasip oldu. Okuoku'da görüp, tek kelimeyle mühteşem olan kapağına vurulup -flas patlamış kötü çekim için üzgünüm :/- ,uzun süredir almak istediğim bir kitaptı.
Bir distopya. Eve gelir gelmez başladım kitaba. E o kadar bekledim almayı, okuma sırasının tabii ki başında olacaktı :D Dün biraz okudum, bugünde kitabın 3'de 2'sinden çoğunu bitirmiş bulunmaktayım. Kitaplar hakkında, onları okuduktan sonra yazı yazacağım, bu yüzden burada ayrıntıya girmiyorum.


KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM

Bir aşk romanı oluğu için başlarda pek dikkatimi çekmemişti fakat kitap hakkındaki yorumları okuduğumda bir şans vermeyi düşündüm. Okuoku'daki fiyatı 7.90 da olunca da attım sepete :D


KİTAP HIRSIZI

İndirimdekiler kısmında bu kitabı da görünce, listemde olmasa bile alasım geldi. Geçen sene ingilizce dersinde filmini izlemiştik, tabi gürültüden pek anladığım söylenemez ama beğendiğimi hatırlıyorum. Bu yüzden kitabını da alıp okuyayım dedim.  Nabrut pek beğenmemiş bakalım ben beğenecek miyim?


DUYGU

Sürpriz olan kitabım bu. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Normalde, sadece yukarıdaki kitapları alacaktım fakat arkadaşım ''İstersen bunu da al, instagramda fidan yapıyoruz, sen de katılırsın'' dedi. Sanırım Mart'ın 5'inde hepimiz birlikte başlayacakmışız kitaba. Madem öyle dedim alayım bende. Açıkçası ben 300-400 sayfalık bir kitap bekliyordum ama 600 küsürlük kalın bir kitap çıktı :D
Martın 5'ine kadar bekleyip, hakkında hiç bir araştırma yapmadan başlayacağım kitaba :D
Bakalım nasıl bir şey çıkacak...

Şimdilik aldığım kitaplar bu kadar ama okuoku'dan kitap almaya devam edeceğim kesin. Kitapların yanında çok hoş ayraçlar ve bir de Nescafe göndermişler. Ayraçları çok beğendim ama Nescafeyi anneme verdim, maalesef ki Türk Kahvesinden başka kahve içmiyorum.

Kitapları okuduktan sonra yorumumu gireceğim.

GÖRÜŞÜRÜZ!!





9 Şubat 2016 Salı

HİKAYE: HAYAT KALANLARLA DEVAM EDİYOR



Eveeet, biraz heyecanlıyım çünkü bu hikayeyi kulüptekiler dışında kimse duymamış/okumamıştı. Eleştiriye açığım :D 

Keyifli okumalar.


Dün yanıma bir abla geldi.

Öyle yanıma geldi dediysem, benim için değildi gelmesi.
Ben öylece oturmuş kayalıklara, sahili izliyordum. Hava soğuk haliyle, aralık ayındayız. Bu saatte otobüste olmam, evin yolunu tutmam gerekirdi. Bense sırf arkadaşlarımla biraz daha konuşayım, hafta sonundan önce biraz daha vakit öldüreyim diye, sallana sallana gelmiştim durağa. Hepimizin durakları farklı, baktım yol ayrımında bir ben kalmışım. Durağa gittiğimde otobüs çoktan kalkmıştı. Öyle çok sık geçen bir otobüs de değil benimkisi. 45 dakikada bir bulur durağın yolunu. E ben 45 dakika nasıl beklerim durakta.  Sıkılırım bir kere. Hazır sahil de yakın, dedim  ne zamandır sahile de düşmüyor yolum. Hava soğuk da olsa bir sahil keyfi yapayım, kayalıklarda oturayım, İstanbul'un sanayi kokusuna karışmış deniz havasını çekeyim ciğerlerime. Tek başınalıkta huzur bulayım.
Oturdum uzunca giden kayalığın bir köşesine. Başta dediğim abla 3 bilemedin 5 dakika sonra geldi, biraz ilerime oturdu. Ne çok uzaktı, ne de fazla yakın.
Biraz sonra ablanın oturduğu yerden sesler gelmeye başladı. Hıçkırıklar, ağlarken akan burnun çekilme sesleri. Bir yandan da gülmeler kahkahalar. Ne olduğunu anlayamadım. Bir insan hüngür hüngür ağlarken nasıl olur da kahkaha atar?
Yanına gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm bir süre.  Benim otobüsün kalkmasına da 30 dakikadan az fazla var.

Biraz izledim ablayı, öyle insana zarar verecek kötü birine de benzemiyordu. Gayet güzel kahverengi saçları vardı, fazla uzun değillerdi ama. Fiziği güzeldi belli. Bacaklarını uzatmıştı denize doğru, ince ve uzunlardı.  Geleli nereden baksan 10 dakika olmuştu. Bir ağlıyor bir gülüyordu.
En sonunda ben de cesaretimi topladım. Çantamdan selpak çıkardım. Kayalıklardan atlaya atlaya, dikkatli bir şekilde yanına gittim. Selpağı uzattım önce. Aklımda onunla sohbet etmek yoktu. Yüzünü silmesi için selpağı verecek ve durağıma gidecektim. Otobüs kalkmadan 5 dakika önce durakta olmayı planlamıştım.

Abla başta beni fark etmedi. Fark etmesi için ''şey.. buyurun, selpak'' dedim önce. Sesim fazla çıkmamış olsa gerek yine duymadı beni. Omzuna hafifçe dokundum. Kafasını bana doğru çevirdi. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı ama tuhaf olan yüzündeki gülümseme kocamandı. Bildiğin 32 diş sırıtıyordu. Biraz klasik olacak ama dişleri inci gibi beyazdı. Yüzü ise.. insanı rahatsız edecek kadar güzel. Yaklaşınca da saçlarının düşündüğümden daha açık bir kahverengi olduğunu anladım.
Ona selpağı uzattığımı fark edince ''ah selpak!'' dedi ve nazik bir şekilde, hiç acele etmeden, kibar hareketlerle selpağı aldı.
''Teşekkür ederim, yanıma selpak almamışım'' dedi. Ses çıkarmadım.
Oturmak ister misin diye sordu.  Aslında aklımda olan bu değildi ama kendimi yanındaki taşa oturur buldum.
Daha ben sormadan anlatmaya başlamıştı bile ;

Bugün, birkaç dakika önce yeğenim dünyaya geldi.
Bunu söylerken gözlerinden bir yaş damladı. Güzel ve pürüzsüz yanaklarından çenesine doğru kaydı. Aklımdan  ''Yeğeni doğduğu için mutluluktan ağlıyor olsa gerek'' diye geçirdim. Yine de buraya gelip hüngür hüngür ağlayacak bir durum değildi bu.  Ben bunları düşünürken anlatmaya devam ediyordu..
''Yeğenim dünyaya gözlerini açtığı an.''.
Sesi kısılmıştı burada, kelimeler boğazında düğümlenmişti. Hıçkıra hıçkıra devam etti..
''Kardeşim sonsuza kadar gözlerini yumdu.''

Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Yeğenini kazandığı gün, kardeşini kaybetmenin ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bunu yaşayan bir insan nasıl sakinleştirilir, nasıl avutulur.. hiçbir şey bilmiyordum. O, son cümlesinden sonra ağlamaya başlayan ablaya hiçbir şey diyemeden, sadece baktım. Anlatmaya devam etti. Kardeşi evleneli  7 sene olmuş. Son 5 yılı hastane ve ev arasında mekik dokuyarak geçirmiş. Çocukları olmuyormuş. En sonunda  bir çocuğa sahip olacaklarmış fakat annenin hayatı tehlikedeymiş. Kardeşi ne olursa olsun bu çocuğu doğuracağını söylemiş ve bugün doğum gerçekleşmiş.
Hikayenin bu kısmında abla ağlamayı bıraktı ve gülerek, sevinç içerisinde doğan bebeğin nasıl bir şey olduğundan bahsetti.
Aynı babasına benzeyen çok güzel bir oğlan. Gözlerinin rengi şimdi belli olmazmış ama annesininkilere benziyormuş. Kirpikleri uzun, kocaman bir çift göz. Aynı annesinde olduğu gibi. Burnu da annesininkini andırıyormuş . Belki büyüdükçe daha fazla annesine benzermiş.
Ablanın gözleri, bunları anlatırken o kadar güzel parlıyordu ki. Dünyada gördüğüm en güzel gözler olduğunu düşündüm.
Sonra.. bir anda ruh hali değişti, yüzü gülmeye devam ediyordu ama  gözlerindeki o pırıltı sönmüştü. Benim de ağlamama neden olan o cümleye gelmişti sıra,

''Annesi, hayatına mal olan çocuğu görebilseydi keşke..''

Ciddiyim o ana kadar hiç ağlayasım yoktu. Zaten ağladığımı gözümden akan damlaların, dudaklarımın içinden süzülüp ağzıma tuzlu bir tat vermesiyle anladım.  Ağladığımı fark edince, ağlama hissine kavuştum. Daha fazla ağladım. Abladan daha fazla ağlıyordum.

Abla hikayesinin sonuna gelmişti. Artık o bakacakmış kardeşinin hatırasına. Normalde buraya gelmemesi gerekirmiş ama bebeğin yüzünü görünce bir ağlama tutmuş ki sorma gitsin. Hastanede akrabaların yanında da ağlamak istememiş, bundan sonra olduğundan daha güçlü olması gerekiyormuş.

Ağlamam biraz durulunca cesaret edip sordum. Ablanın yanına geldiğimden beri ağzımdan çıkan ikinci cümlenin bu olacağı aklıma gelmezdi .
''Peki abla da, niye psikopat gibi bir ağlayıp bir kahkaha atıyorsun, vallaha korktum, yanına gelmeye çekindim.'' sorduğum an pişman olmuştum bile.
Yüzüme baktı, bir kahkaha daha attı.
Ne bileyim, bir yeğenimin doğumuna seviniyorum bir kardeşimin vefatına üzülüyorum. Nasıl hissedeceğimi ben de anlamadım ki.
Ablanın bir anda bu şekilde alaylı konuşması  beni şaşırtmıştı. Devam etti..

''Neyse, iyi ki gelmişsin, teşekkür ederim. Birilerine anlatmasaydım içimde kalırdı daha kötü olurdum.  Bundan sonra bana ağlamak yok. Artık hastaneye dönüp bebekle ilgilensem iyi olur.''

Yanımdan kalktı ve uzaklaştı. Bir süre orada, olduğum gibi kalakaldım. Sonra aklıma otobüsüm geldi. Acele ile saatime baktım. Çoktan otobüsü kaçırmıştım. Bir sonraki otobüsü durakta bekledim.
Evde olmam gerekenden çok geç bir saatte gittiğimden, olan bitenleri de anlatamadığımdan bir güzel azar yedim.

Ama o gün hayatımın dersini almıştım.

Ne olursa olsun hayat, kalanlarla devam ediyor..


8 Şubat 2016 Pazartesi

DURUM BİLDİRİMİ #2




Selamlar saygılar sevgili okuyucu.
Bugün okulun ilk günü, keşke hiç açılmasaydı demeden edemiyorum açıkçası. Bugünden başladılar saçmalamaya. ''Neyse'' deyip geçiyorum artık, canımı sıkmak istemiyorum.


Benim kulüp işi de bu kadarmış anlaşılan. Bilirsiniz benim bir edebiyat kursuna katıldığımdan, bugün hoca iptal edildiğini söyledi. Artık kulüp toplanmayacakmış. Katılımdan kaynaklı olarak. Son 2 hafta ben de dahil olmak üzere kimse kalmamış kulübe. Ondan öncesinde de çoğunlukla ben ve 1-2 kişiyle yapıyorduk zaten. Sözde 10 kişiyiz ama katılan toplasan 3 kişi oluyordu. Hoca da bu durumdan sıkılmış olsa gerek iptal etti. Haklı adam, bir şey demiyorum o yüzden.
Benim yarışmaya gidecek hikayem de kaldı. Yollamayacağım. Burada yayınlayacağım yarın düzenleyip. Ayrıca yeni klavye aldık ve artık kesme işareti yerine ''*'' bunu yapmayacağım için çok mutluyum :D

Yarın görüşmek üzere.




5 Şubat 2016 Cuma

MİM; SEVDİKLERİM, SEVMEDİKLERİM VE TAKINTILARIM



Sevgili Bonghwang beni taaaaaa.. ne zaman önce *sevdiklerimiz, sevmediklerimiz ve takıntılarımız* mimi ile mimlemişti. Bilgisayarım bozulduğu için maalesef bu zamana kaldı ve ben de daha fazla bekletmeden yapmak istedim. Onun yazısını buradan okuyabilirsiniz
O zaman başlayayım :D.

LEE HONG Kİ- LET S SEIZE THE DAY


Mesela ben uyansam bile yataktan kalkmam. Böyle kalmam için bir 10-15 dakika zaman geçmesi lazım ki bu okul zamanı böyle. Eğer tatildeysek veya benim boş bir zamanımsa atıyorum saat sabah 8 de uyandım ve beni kimse çağırmadı akşama kadar yatakta kalabilirim. Anında kalktığım zamanlar da oluyor ama bunlar çok nadir. Yatağımı seviyorum :D


Yatarken yorganın/battaniyenin sırtımı kapatmasına özen gösteririm. Eğer sırtım açıkta kalırsa kabus ya da kötü bir rüya göreceğimi düşünüyorum, bunun nedeni sırtım açık kaldığı bir gün bir rüya görmem. Rüya korkunç değildi ama bir kaç hafta aklıma takılmıştı. O günden sonra sırtımın açıkta kalmadığına çok dikkat eder oldum. Ama eğer sıcaksa hava yorganı direk üstümden atarım. Önemli olan sadece sırtımın açık kalmaması.

Ayaklarımın sıcak olmasına dayanamam. Hep soğuk olmalılar ki bu genelde de böyledir. Ellerim için de aynı şey geçerli.


Yağmuru çok severim. Yağmuru sevdiğim kadar şemsiyeyi sevmem :D Yanıma hiç şemsiye almam ve arkadaşlarımın *Islanma, şemsiyenin altına gir* tekliflerini hep geri çeviririm :D 

Yatmadan önce ve uyandıktan hemen sonra telefonumu kontrol ederim. 

Her türlü yemeği soğuk yiyebilirim. Yoğurt çok severim ve her yemeğin yanında yoğurt da yiyebilirim. Genelde evdeki yoğurdu ben bitiririm :D Meyveli yoğurt hiç sevmem :P

Sade soda dışında soda içemem. Meyveli soda hiç sevmem. Aslında eskiden içiyordum, sonra sade soda içmeye başlayınca içemez oldum, nedenini ben de anlamadım.

Şarkı dinlemesem bile kulaklık takarım. Tuhaf bir alışkanlık ama bu bende takıntı derecesinde. Kulaklığım yanımdaysa kesinlikle kulağımda olmalı.

Amerikan filmlerini *Aaa canım sıkıldı, hadi amerikan filmi izleyeyim* diyerek izlemem. Ya yanımda arkadaşım olacak o Kore yapımı izlemediği için izleyeceğim ya da televizyonda falan çıkacak. Yoksa özellikle açıp izlemem.  

Ben bir iş yaparken başımda beklenilmesinden nefret ederim. Mesela pc de bir şeyler yapıyorum, ne yaptığım yada kim olduğu önemli değil başıma gelen kişiyi direk kovarım. Özel olduğu için değil sadece sevmiyorum.


Sigaradan nefret ederim. İçilen yerde duramam hemen öksürmeye başlarım.

Kız grubu dinleyemiyorum. Kadınlığını kullanmalarından oldukça rahatsız oluyorum. Dinlediğim bir kaç grup ve solo var, onun dışında dinlediğim söylenemez.

İnsanların görünüşüyle dalga geçilmesinden nefret ederim. İnsanlardan nefret etmeme kararı aldım, onların sadece davranışlarından nefret edeceğim. 

Çok hızlı hazırlanırım. Makyaj yapmam, elbise, sivilce, kilo takıntım yoktur. Aslında elbise alırken içim gidiyor ona para verdiğim için sdfghjmk Evden dışarı çıkmayı tek olmadığım sürece sevmem. Elbise giyemem, bu uzun, etekli falan olanlardan, rahat edemiyorum.


Televizyon izlemiyorum. Çok nadir, o da ailemle salonda oturduğum zamanlar, bir de telefon ve internetten sıkıldığım, ders çalışmak istemediğim, okuyacak kitabım olmadığı zamanlar.

Her tarz kitabı okuyabilirim. Kişisel gelişim dışında.

Uyumadan önce hayal kurarım ki bunu hepimiz yapıyoruzdur :D Ama bende öyle bir durumda ki hayal kurmadan uyamıyorum. Yattığım zaman bir düzenim vardır.
-Sırtımın örtüldüğünden emin olmak
-Dua etmek
-Hayal kurmak
Bu üçünden birini yapmadığım zaman rahat uykuya dalamıyorum.

Çok sık ağlamam. İzlediğim bir film, dizi, dinlediğim bir müzik beni ağlatmaz. Sadece G.O.D*nin To My Mom MVsini izlerken ve şarkıyı dinlerken ağlamıştım. Bu yüzden beni ağlatan tek şarkı olma özelliğini taşıyor. Artık o da ağlatmıyor, ilk izlediğimde olmuştu :D 

BURAYA DA KOYAYIM. BAYAĞI ESKİ BİR ŞARKI O YÜZDEN FARKLI GELEBİLİR. ŞARKI BENİMLE YAŞIT :D-1999-

İnsanlar arasında çok rahatımdır. Benimle konuşmaya çekinen biriyle hemen iletişime geçebilirim. İnsanları iyi okuduğumu düşünüyorum, ama onar hakkındaki fikirlerimi çevremdekilerle paylaşmam. O kişi hakkında fikir sahibi olmam için biraz sohbet etmem ve gözlemlemem yeterli. 

Yeni girdiğim bir ortamda hemen muhabbet kurmam, önce oradaki insanları gözlemlerim.


Bilgisayarda vakit geçirmeyi oldukça severim. Sayfadan sayfaya atlamayı, yeni bir şeyler öğrenmeyi, insanların bir şey hakkında çeşitli düşüncelerini öğrenmeyi... Özellikle yorumları okumak benim için bir alışkanlık:D Bir yazıyı okuduktan sonra altındaki hemen hemen bütün yorumları okurum :D 

Bir mimin de sonuna geldik :D Oldukça zevkli bir mimdi. Çok önce mimlendiğim için kimin yapıp kimin yapmadığını bilemiyorum o yüzden yapmayan kim var ise onu mimliyorum.
Ayrıca buna benzer *alışkanlıklar* temalı bir yazım vardı onu da okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

Kendinize çok çok iyi bakın ve Bonghwang bu kadar geç olduğu için üzgünüm..
Bir sonraki postta görüşmek üzere :D










21 Aralık 2015 Pazartesi

DURUM BİLDİRİMİ**

Geldiiiim..

*BaeK A YEON SHOULDN 'T HAVE* BEN ÇOK SEVİYORUM BU KADINI YAA

Gelebildim sonunda.

Performans ödevlerimden başımı kaldırabilsem uğrayacağım da, bilgisayara sadece slayt hazırlamak için oturuyorum. Bitmiyor bu ödevler.

Bende biraz vakit ayırıp durum bildirimi yapayım dedim.

Haftaya sınavlarım başlıyor ve üstüne performans ödevleri. Başımı zor kaşıyorum. Sadece benim ödevlerim de değil, kız kardeşimin performanslarıyla da ben ilgileniyorum. Bir oraya bir buraya yakında mala döneceğim.

Pazartesi, salı ve çarşamba edebiyat kulübüm olduğundan geç saatlerde evde oluyorum. Geldiğim gibi de ödevlerle, derslerle ilgileniyorum. Perşembe boşum. Boş dediysem eğer o da dolu. Eve gelir gelmez dersler ve yine ödevler. Cuma günü de coğrafya kursu. Yani oldukça doluyum bu yüzden uğrayamıyorum buralara. O kadar yorgun oluyorum ki sabahları otobüste kitap okuyan, takip ettiği blogların yeni yayınlarını okuyan ben yolu uyuyarak geçiriyorum. Anlayacağınız 2-3 hafta yorgunluktan pestilim çıkacak..Normalde de günlerim böyle geçiyor ama performanslar üst üste yüklenince bir de sınav haftası gelince elim ayağım birbirine dolaştı.


Neyse onun dışında iyiyim Allah*a şükür. 
Bu arada hikaye yazmaya merak saldım. Merak saldım dediysem daha 2 tane hikaye yazdım.
Geçenlerde bundan burada bahsetmiştim. Hafta sonu hoca fanzin için bir şeyler yazmamızı isteyince ben de kolları sıvadım ve bir hikaye daha yazdım ama hikayeyi fanzinde yayınlamayacağız. Onun yerine bir yarışmaya göndereceğiz. Cidden çok heyecanlandım. Bu ilk hikaye yazma deneyimim olduğu için pek bir şey beklemiyorum. Yani ödül alma ya da dereceye girme gibi bir beklentim yok. Hikayemin yarışmaya gönderilmesi bile benim için bir başarıdır.

Hikayeyi size de okutmak, fikirlerinizi almak isterdim ama herhangi bir yerde yayınlayamam ama eğer dereceye giremezsem ve hikayem elimde kalırsa sizlerin de okuması için yayınlayacağım.

Ha bu gün kulüpte sınıftaki bir arkadaşla *erkek ve ismini hala bilmiyorum* münakaşaya girdik. Aslında böyle  şeylerden çekinirim ama kulüpte kendimi ifade edemeyeceksem nerede edeceğim.

Benim durum bildirimim de bu kadar.
Kendinize iyi bakın. Umarım en yakın zamanda tekrar gelirim.



12 Aralık 2015 Cumartesi

K-DRAMA VE FİLMLER; MİM

Şu anda yazıya nasıl başlasam diye düşünmeklerdeyim.
Karanlık salonda televizyondan gelen sesleri duymamak için kulaklığımı taktım ve DAY6’ in Congratulations adlı şarkısını dinliyorum. Hazır buraya da kondurayım mvyi:D

BUYRUN :d

Klavyem kucağımda, tuşları, zar zor bilgisayar ve televizyon ışığı ile görmeye çalışıyorum. Ayaklarımı az önce kahve fincanımı koymak için yanıma çektiğim sehpaya uzattım, sırtımı da duvara yasladım şu mim yazısına başlamayı bekliyorum.

Hazır mimden bahsetmişken -bütün lak laklarım bu cümleyi kurmak içindi - sevgili DSK ve Kore Delisiyiz beni k-drama ve filmleri mimi ile mimlemişler. Tamamen ilgi alanım olduğu için zevkle yapacağım bu mimi. Umarım siz de zevk ile okursunuz :D Onların yazısı da işte burada (DSK) ve burada (Kore Delisi)

O zaman gelsin sorular hehehe..

-İzlediğiniz ilk Kore dizisi ve dizi hakkındaki yorumlarınız?


Boys Over Flowers. Ahh BOF ah. O zamanlar tabi ergenim -şhh, şuan gayet olgun bir gencim- çok sevmiştim. Hala severim, ilkler unutulmaz derler. Çoğu k-drama takipçisi de bu diziyle başlamıştır zaten. BOF izlemeyen yok gibi. Eskiden tabi TRT de Türkçe dublajlı tarihi Kore dizileri çıkıyordu fakat o zamanlar ben çok küçüktüm ve hiç ilgimi çekmiyordu. Bazen annemle izlerdim -annem de çok severdi, şimdi ben izleyince laf ediyor :D- ama onları saymıyorum. Benim ilkim BOF du.

Kim Bum u burada çok sevmiştim. Ayrıca herkesin aksine Lee Min Ho yu hiç sevmemiş, hiç de övdükleri kadar yakışıklı bulmamıştım. Hala yakışıklı bulmuyorum ama kesinlikle işinde çok başarılı bir oyuncu.

-İlk oppanız unniniz veya nunanız hehe

Şu oppa kelimesini ne kadar sevmesemde madem ilk oppanız şeklinde sorulmuş, ilk oppam :P Kim Hyung Joong diyebilirim. BOF izleyip de onu sevmemek olacak iş değil :D

İlk unnim de..aslında ilk unni diyebileceğim bir oyuncu yok ama hala 
izlemekten keyif aldığım,  Playfull Kiss de ne kadar sövsem de bir o kadar da sevdiğim Jung So Min olabilir. En son D-DAY adlı bir dizinin kadrosunda rol aldı. Dizi çoktan final vermesine rağmen son bölümün çevirisi hala gelmedi. Dizi pek tutmadı. 20 bölümlük, ben daha 11. bölümündeyim. Diziyi bitirdikten sonra belki buraya yorumunu girerim.

-OST'ini en beğendiğiniz dizi?

KMHM -üzerine basarsanız dinleyebilirsiniz- ve School 2015 dizi ostlarını ciddi anlamda seviyorum. Ayrıca BU POSTUMDA yazdığım ostların da bende yeri ayrıdır.  Bir tane daha ekleyeyim; My Girlfriend is a Gumiho ostu dinlemekten bıkmadığım bir ostdur.

Buyrun School 2015 dizisinin OSTları;

RESET

VE
REMEMBER


-Oyunculuğunu beğendiğiniz Koreli aktör ve aktrisler?

Ya aslında çok var. Ama aktörlerde bana göre başı çekenler;

Ji Sung, Song Joon Ki, Kim Woo Bin, Kim Soo Hyun, Hyun Bin, Ji Soo -umarım dövülmediğin bir dizide baş rol olursun koca yürekli insan-

Aktristler; Ha Ji Woon, Jung So Min, Jun Ji Hyun, Shin Min Ah dır.

-İlk izlediğiniz anime ilk izlediğiniz Kore filmi?

İlk izlediğim anime Death Note. Çok sevdiğim bir animeydi. Hala severim. L ciydim ben, öldüğünde çok üzüldüm. Ağlamadım ama ağlamış kadar oldum. Zaten ben dizide, filmde ağlayan bir insan değilim..
Film.. cidden hatırlamıyorum. Neydi acaba biraz düşüneyim..ilk izlediğimi hatırlamıyorum. Ama hatırladığım en eskisi Kim Bum un oynadığı Psikometri.

ÖLDÜĞÜNDE ÇOK ACI ÇEKTİM BE L.. ŞİMDİ MUTLU MUSUN?

-En son izlediğiniz Kdrama?

En son bitirdiğim dizi sanırım KMHM ydi ama emin değilim. Şuan da çevirisini beklediğim Answer Me 1988 dizisini izliyorum, D-DAY e de devam edeceğim.

-İlk izlediğiniz tarihi dizi?

Bu sefer net bir cevap vererek sizi şaşırtacağım heheheh.. Sungkyunkwan Scandal.

-Ne kadar süredir Kore dizisi izliyorsunuz bu süre zarfında kaç dizi devirdiniz? Aklınıza ilk gelen izlenmeli dediğiniz dizi?

3 yıldan fazladır dizi izliyorum. 50 nin üstünde dizi izledim ama hepsini bitirmedim. Kendime hedef belirledim bitirmediğim dizileri bitirmeye çalışacağım. Its Okey, Daddys Girl*ü rahatlıkla önerebilirim.

-Sıkıldığınız diziler?

The Heirs. Kaçıncı bölümde bıraktığımı hatırlamıyorum ama çok fena sıkmıştı beni.

-Hangi dizi karakterine tekme tokat dalmak istediniz?

 D-DAY dizindeki müdür kılıklı adam. Uyuz oluyorum yaa. Öyle böyle değil. Onun kısımlarında atlayasım geliyor ama atlayamıyorum bir şey kaçırırım diye.

Adı Park Gun -dizideki- . Diziyi izlerken kaç defa *Alın bu adamı önümden,vallaha elimde kalacak!* dedim.

-Sonunu beğendiniz ve beğenmediğiniz diziler?

Beğendiklerim; Gumiho, KMHM, Dream High 1 ve 2.
Beğenmediklerim; Healler, School 2015 ve daha fazlası..


-Dizi müzikleri hariç dinlediğiniz ilk şarkı?

Bunu da hatırlamıyorum -özür dilerim dfghjk- ama SS501 in olduğu kesin :D

-Sevmediğiniz Koreli ünlüler? (Soruda oppa unni deniyormuş komşum değiştirmiş :D)

Bunu sevmiyorum! dediğim yok öyle, seviyorum ben herkesi. Zaten dizi ve filmlerde izlediğim oyuncuları pek takip etmem. Sadece oyunculuğunu beğendiklerimin yeni projesinden haberdar olacak kadar..

-Korece, Japonca, Çince?

Bahsettim mi hatırlamıyorum ama ben bu kdrama işine dilden girdim :D Asya dillerine aşırı bir ilgim var. Tayca*yı bile merak ediyorum. Öğrenmeyi çok istiyorum.
O yüzden bu soruya hepsi diye cevap vereceğim. Ama kolaylık bakımından seçecek olursam, şu anda da öğrenmeye çalıştığım Korece.


Mim bu kadar. Ben yazarken cidden eğlendim. Beni mimlediği için de komşuma çok teşekkür ederim.
Özellikle birini mimlemeyeceğim, yapmak isteyen ve üzerine alınan herkes yapsın.

Şimdiden kolay gelsin





8 Aralık 2015 Salı

EDEBİYAT KULÜBÜ3


Bugün düzenlenen kulüpte tek ben vardım. 
Kızların neden gelmediğini bilmiyorum ama erkeklerin okuldan sonra işleri varmış, o yüzden gelmemişler.

Hoca ve ben yalnız kalınca, cesaretimi toplayıp yazdığım hikayeyi götürdüm. Bu ilk hikaye yazma deneyimimdi. Dün okuldan eve giderken yazılmış kısa bir metin.

Hoca genel hatlarını beğendiğini yine de bazı eksiklerinin olduğunu, okurken okuyucunun zihninde soru işaretleri oluştuğunu söyledi. Hikayemde boşluklar varmış ve bu boşlukları doldurmamı söyledi.

Bu boşlukları nasıl doldurabiliriz diye fikirler yürüttük.

Biraz toplumun davranışından konuştuk. Zaten onun da işi varmış erken bitirdi :D

Neyse, bugün ki kurs böyleydi işte.Pek yazacak bir şey çıkmadı.


Aslında bahsetmek istediğim bir problemim var. ,
Bu kulüpte her ay fanzin çıkarma kararı aldık. Bu fanzini de dolduracak olan bizleriz fakat hangi konu hakkında yazmam gerektiğini bilmiyorum. 
Kendi bloğum değil ki oraya istediğimi yazayım. Bazı kısıtlamalar olduğu için konu bulma sorunu yaşıyorum. Okul için olacak bu fanzine hangi konuda yazı yazsam yararlı olur, beğenilir ve ilgi çeker diye düşünüyorum ama pek bir sonuç alamadım daha. 

Eğer bir fikriniz varsa lütfen yorumlarda belirtin

Ha bu arada, fanzin dergi gibi bir şey. Daha çok amatör versiyonu. :D


6 Aralık 2015 Pazar

NE SÖYLERDİN MİMİ


Sevgili Dreamella beni mimlemiş. Dreamella nın yazısına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Çok da sevindim doğrusu, yapmak istediğim bir mimdi :D 
Ama kiminle karşılaşacağıma bir türlü karar verememiştim. Dün ise buna karar verdim.

PARK JIN YOUNG

Namı değer JYP nin CEO su


Park Jin Young ile karşılaşsam önce çok heyecanlanırım, büyük ihtimal dilim tutulurdu :D .

 Cidden çok sevdiğim bir insandır kendisi. Ne kadar konseptleri ile anlaşamasamda bünyesinde bulunan sanatçılara bu kadar iyi olması, baba gibi davranması çok hoşuma gidiyor.

Paradan önce gerçek müziğe önem veriyor -yani ben buna inanıyorum-, sanatçılarına değer veriyor ve onları makine gibi görmüyor. Bu yüzden ona çok teşekkür ederdim. Böyle bir CEO olduğu için minnettar olduğumu ve onun bir hayranı olduğumu söylerdim. Onu ve şirketini desteklemeye devam edeceğimi, bir JYPstan olduğumu gururla söylerdim. 

Ondan bir imza alır ve elini sıkardım. :D


ARALARINDAKİ İLİŞKİYİ ANLAMIŞSINIZDIR ARTIK :D



30 Kasım 2015 Pazartesi

EDEBİYAT KULÜBÜ2



Selamlar

Taaa işte bu yazımda bir edebiyat kulübüne katıldığımdan bahsetmiştim ya işte o kulübün ikinci haftasının ilk dersi bu gündü. Bugünkü dersle birlikte 4. dersimizi de geride bırakmış olduk.

Artık iyice açıldım, erkeklerden sonra en çok ben konuşuyorum sanırım. Ama öyle çok da sayılmaz. Geçen hafta olan 2. ve 3. derslerimizde yetenekten, toplumun yetenek üzerine etkilerinden bahsettik. Öğretmenimiz konuşuyor daha çok.  

Bu günkü dersimizde de meraktan, estetikten bahsettik ve bunları toplum ile ilişkilendirdik.

Sınıftaki çocukların isimlerini hala bilmiyorum. Pek iletişime geçtiğim de söylenemez doğrusu. Onlar kendi aralarında sohbet ediyorlar ve bende yanlarına gitmeye üşeniyorum -yazar aslında burada çekindiğini söylemeye çalışıyor.-.

Zaten çok da benimle arkadaşlık kurmaya meraklı değiller. Whatsapp’ dan grup açmışlar ve ben akıllarından bile geçmemişim.

Şimdik şöyle ki wp grubunu geçen hafta pazartesi yani ilk dersimizde kurmuşlar -grubu kuran kız herkesin numarasını aldı- yani grup 1 haftalık ve 1 haftadır benim grupta olmadığımdan bile haberleri yokmuş.

Bugün de şu şekilde fark ettiler;
 Hocaya bu kurdukları gruptan bahsettiler, hoca beni de alın deyince, ben de Vehbi ye -hoca girdi ya ben girmezsem şimdi ne konuştuklarını merak ederim fghjk hoca girene kadar ne konuştukları umurumda değildi açıkçası- beni de alın gruba madem dedim. Vehbinin tepkisi ; SEN GURUPTA DEĞİL MİYDİN? -Şaşkın bir yüz ifadesiyle yüzüme baktıktan sonra kıza beni de gruba almasını söyler-.

-BİLDİĞİN DIŞLADILAR BAKIŞIM -BEN TEMSİLİ-

 Grup hikayesi de böyle işte. 

Son olarak hoca dersin başında *Hayatıma yön veren güçlü bir merak* konulu 1-2 paragraf bir şeyle yazmamızı istedi.

Size yazdığım yazıyı bırakıp gidiyorum..

* "Hayatıma yön veren güçlü bir merak "ım yok benim aslında. Öyle "Bunu merak ettiğim için buradayım" dediğim. Ama bir kaç küçük şey birlik oldu ve beni buraya sürükledi.
Misal amcamın kitaplığını karıştırma merakım, küçük kağıtlara yazı yazma isteğim, benim bu konuya olan ilgimi arttırdı ve burada olmamı sağladı.*

5 Dakikada bunlar çıktı anca :D


23 Kasım 2015 Pazartesi

EDEBİYAT..KULÜBÜ



Selamlar, saygılar.

Bugünün konusu: Edebiyat Kulübüm..



Bu gün başlayan edebiyat kulübüne tereddüt ile girmiştim doğrusu.
 Arkadaşım sürekli yazılarımı ve şiirlerimi beğendiğini söyler ve beni yetenekli bulurdu fakat ben ona katılmazdım. 
Açıkçası hala katılmıyorum ama böyle bir yeteneğim varsa keşfetmek, yoksa bile kendime bir şeyler katmak istedim. Bu şekilde kendime bir yararım olacaktı.

Kulübün kurulma aşamasında 10 kişiydik. Farklı sınıflardan olan 10 kişi. 1 tane öğrenci okulunu değiştirmiş iki kişi de bugün gelememiş. 
Bugün 7 kişiydik ve ben hiç birini tanımıyorum. Bir kişi dışında, sınıfımdan olan ve yakını bırak adam gibi konuşmadığım -toplasan 5 cümle etmez?- Vehbi.

Ben hiç biri ile yakın değilim fakat kalanların hepsi birbiriyle yakın, en azından tanışıklıkları var.

Burada da yalnız kaldım...

Bu gün ilk gün olduğu için neler yapacağımızdan, yılın sonunda ve yapabilirsek ayda bir çıkaracağımız dergi benzeri şeylerden bahsettik. 
Derslerde ya da buluşmalarda -artık ne deniyorsa- öğretmenimizin seçtikleri dışında ek olarak nelerden bahsedebileceğimizi falan tartıştık.

Açıkçası sadece onlar tartıştı. İlk gün olduğundan ve öğrencileri tanımadığımdan çekindim biraz. Biraz da gözlem yapmak istedim doğrusu.

Haftanın 3 günü bir araya geleceğim bu insanların fikirleri nelerdir, neler hakkında, nasıl konuşuyorlar tarzında kendimce bilgi edinmek istedim. Bu şekilde yaparsam onlarla nasıl doğru iletişim kurabileceğim hakkında bilgi sahibi olurum diye düşünüyorum.

Onları sadece dinlemek haklarında bir kaç varsayımda bulunmamı da sağladı doğrusu.

Kendimi de sayarsak kulüpte 4 -bugün gelmeyen kızları saymıyorum- ve 3 erkek var.

Aslında hepsinin yüzünü anımsıyorum. Koridorda ve orada burada gördüğüm yüzler.
Benim dışımdaki kızlar 10. sınıf yani benden 1 yaş küçükler. Erkeklerle yaşıtım.

Erkeklerden Vehbi'nin güzel şiir yazdığını biliyorum, daha adını bilmediğim diğer ikisi de şiir yazdıklarını söylediler. Hoca birinin şiirini okudu. Benim de hoşuma gitti. Ama diğeri konuşmak dışında bir şey yapmadı daha ama oldukça hiper aktif birine benziyor. 

Kızlardan ikisi pek bir şey konuşmadılar. Hatta biri hiç konuşmadı. Diğeri ise bir şeyle mırıldandı ama ne demek istediğini anlamadım. Son kız ise nasıl anlatılır.. konuşmayı ve fikirlerini öne sürmeyi çok seviyor ki bunun çok güzel bir şey olduğunu düşünüyorum..

İlk gün konu nasıl geldiyse -aslında Mevlana ve Şems'den ki ne alaka ise, onlarla ilgili konuşacak başka bir şey yokmuş gibi- eş cinsellikti. Hoca bile dedi ilk gün bunu konuşacağım aklımın ucundan geçmezdi diye. Ben görüş bildirmedim, aslında diğerleri de elle tutulabilir bir şey söylemedi, neyse oradan oraya oradan oraya derken konu feministlik oldu. Konuyu açan da görüşlerini belirtmeyi seven kız -daha isimlerini bilmiyorum o yüzden bu şekilde idare edin- oldu. Edebiyat kulübünde konuşabiliriz diye öneride bulundu ve bu şekilde biraz konu hakkında konuşmaya başladık ki bu da kulüptekiler hakkında biraz daha fikir edinmeme yarar sağladı. 

Feministmiş kız, ki bunu söyleyene kadar da anlaşılıyordu konuşmasından. Ama biraz düşüncesiz gibime geldi. Çok konuşan çok yanılır derler, daha tam olarak onun hakkında bir fikrim olmasa da bir kaç şey yakaladım neden feminist olduğu ile ilgili.

Bu konuyu konuşurken de erkeklerin biraz dağınık fikirli olduğunu kavradım. Dağınık fikirli doğru kavram mı bilmiyorum ama verdikleri örnekler olsun, fikirler olsun o kadar dağınık ve birbirinden alakasızdı ki . Biraz da dediğim dedik gibiler sanki...

Neyse tam olarak tanımadığım için net bir şey de söylemek istemiyorum. Onlarla vakit geçirdikçe anlayacağım nasıl insanlar olduklarını.

Bana gelirsek, hoca şak diye "yetenekli misiniz?" diye sorunca yetenekliyim diyemedim. Aslında yazdıklarımı beğenirim ama bu demek değil ki yetenekliyim. 
Biraz da kendimden emin değilim açıkçası. 




10 Kasım 2015 Salı

GRUP TARNITIMI : DAY6


Merhabalaaaar :D

Size bir grup ve albüm tanıtımıyla geldim. Ben kendilerini çok ama çok severim. Bayağıdır grubun çıkışını beklediğimden oldukça heyecanlıydım.

İlk önce grup ile ilgili genel bilgi vereyim.

DAY6 JYP*nin ilk ve tek rock band grubu, fakat bütün üyeler vokal ve iki üye aynı zamanda rapci -maknae Dowoon hariç-

DAY6 son üye -maknae Dowoon- katılmadan önce 5live ismiyle çıkış yapacaktı fakat Dowoon*un da katılmasıyla DAY6 adını aldı. Grubun adının DAY6 olmasının sebebi 6 kişiler ve bu 6 üyenin her biri bir günü temsil ediyor, kalan son gün, yani *Pazar* da fanlara ait. Bu şekilde bir bütün oluyoruz. 

Pazarın ingilizce çevirisi Sunday, bu yüzden bazı fanlar -ben de dahil- fandom adının Sundays olacağını düşünüyor, hadi hayırlısı :D

 Ayrıca DAY6 üyeleri aynı anda stajyerlik yaptıkları GOT7 üyeleriyle yakın. Yani kankalar :D

Şimdi de grup üyelerini kısaca tanıyalım, kim kimmiş öğrenelim :D


Grubumuzun lideri SUNGJIN.

Açık açık diyeyim ben Sungjini debut öncesi sessiz..böyle coolumsu havası olan biri olarak sanıyordum, taaa ki debut yapıp da ilk yayınlarını yaptıkları zaman -V yayını- .

Maşallah amma konuşkan, sürekli gülen bir lidermiş. Sadece lider de değil grubun ana vokali. Çocuk ne zaman şarkı söylemeye başlasa bana bir şeyler oluyor.O kadar güzel bir sesi var ki neyse, liderimiz 93 doğumlu yani şuan 22 yaşında, grupta ana vokal olmakla birlikte klasik gitar çalıyor.

GOT7  dan JB ile yakınlar. Tek başına bisiklet sürmeyi sever. Busanlı, bu yüzden çok tatlı bir aksanı var. Sesli konuşur, özellikle heyecanlandığı zamanlarda. İlk yayınlarında o kadar heyecanlıydı ki bu yüzünden, konuşmasından, gözlerinden belli oluyordu :D


Grubumuza katılan son üyesi, bateristi ve maknaesi olan DOWOON

Çok sevimli ve fazla konuşkan olmayan biri. Daha yeni çıkış yaptıklarından bunun nedeninin utangaçlık ve heyecan olduğunu düşünüyorum. İlerideki zamanlarda elbette açılacaktır. 

Grupta şarkı söylemeyen tek üye ve sesi cidden borazan gibi, o yüzden normaldir. Gruba ilkbaharda katıldı ve 3 ay stajyerlik yaptı. Grubun çıkışına yakın katıldığı için hakkında pek bir bilgimiz yok yeni yeni tanıyoruz. Siz yinede sevin çocuğumu :D 

95li yani 20 yaşında. Diğer çıkış yapan gruplara göre maknaemiz büyüktür :D 
Lido gibi o da Busanlı ve aksanı var. O boru gibi ses ve aksanı tuhaf bir ikili :D 

Abileri ona takılmayı sever. Özellikle sesini taklit etmeyi falan :D Junhyeok abisi ile yakınlar aynı zamanda aynı odayı paylaşıyorlar. Kedileri pek bir sever, bir kedisi var. 


Grubumuzun vokali ve org çalmaktan sorumlu üyesi JUNHYEOK

Ses rengi çok güzel, ayrıca ben sesini tatlı -evet tatlı- buluyorum. 

Bana göre grubun annesi gibi bir şey Junhyeok. Maknae Dowoon ile ilgilenmesi falan. Ayrıca çok güzel piyano çalar.
Grubumuz full pepi, yani iyi giyinir fakat bana Junhyeok un tarzı hep farklı gelir. Tuhaf tuhaf desenli gömlekleri falan var, ben cesaret edip o gömleği giymem :D 

GOT7 dan JB ve Junio ile epey yakınlar. JJ Project in teşekkür yazısında isimi de geçiyor. 93 doğumlu, grubun abilerinden yani :D


Grubumuzun bir diğer vokali ve gitaristi -elektronik gitar- JAE PARK HYUNG

Ayrıca rap de yapıyor. 
Ya şimdi Jae*i size nasıl anlatayım ki. Tuhaf bir çocuk. Hani çocuk diyorum ama 92 li - 24 yaşında- ve grubun en büyüğü. Ama en büyük gibi değil. Ha evet grubun en uzun üyesi ama farklı biri. :D 

Jae*i anlatmak olmaz yaşamak gerekir. İnstagram taglarını okumak -uzun ve tuhaf, kesinlikle gülme garantili-, tiwitlerini incelemek gerekir. Pokemonları çok sever kendini civcive benzetir, ha bir de dinozora :D. Bilgisayar oyunlarını da çok sever, neşeli biri.
Diyorum ya onu anlamak için takip etmek gerekir, benim anlatmamla olmaz. :D 
Tavuk yemeyi de çok sever. Arjantin de doğmuş, 5 yaşındayken de  California ya taşınmışlar. Bu yüzden akıcı bir ingilizcesi var. V yayınlarında biz uluslar arası fanlar için çocukların dediklerini ingilizceye çeviriyor. Ayrıca kamera karşısında rahat olan tek üye, bunun nedeni de büyük ihtimal Kpop Stara -1. sezon- katılması. 

Youtube da  *yellowpostitman* kullanıcı adıyla bir hesabı var, oradan eski coverlarını dinleyebilirsiniz
.Aslında daha çok anlatılacak şey var da onun hakkında, o kadarını da grubu 
merak edip takibe alırsanız siz öğrenin :D


Grubun bass gitaristi, vokali ve ana rapcisi YOUNG K

O da kamera karşısında sessiz, çekingen biri ama ben bu sessizliği de yeni çıkış yapmış olmalarına veriyorum. 
Çok yönlü bir çocuk. Maşallah hem rapci hem vokal ki gruptaki herkes gibi onun da vokali ana vokal seviyesinde. 
Ayrıca o bir öğrenci. Üniversite öğrencisi, arada bir instagram paylaşımlarında bahsediyor da, ister ünlü ol ister olma dersler hep baş belasıdır bunu anladım paylaşımlarından. :D 

Baek A Yeon un *Shouldnt Have* şarkısında ona rapi ile eşlik ediyor. 93 Kore doğumlu ama daha sonra Kanada, Toronto ya taşınmışlar. Bundan dolayı onun da ingilizcesi iyi.

 Jae Kore de uyum sorunu yaşayınca çok yardımcı olmuş. 
3rd Degree/KMESS -youtube da cover yapan bir grup üyesiydi. Ha unutmadan diğer bir adı Brain Kang.


Grubun Synthsizer *bir çeşir org,piyano*dan ve vokalden sorumlu üyesi WONPIL

Sesi kendine özgün bir üye daha :D 
94lü, Dowoon gelmeden maknaeydi. Junhyeok ona Primeri diyormuş ve çocukların dediğine göre aegyosu -şirin hareketler- en fazla olan üyeymiş. Tabi biz bunu fazla göremiyoruz, göstermiyor bize :D 
Ayrıca gözleri şaşı. 
Çok sevimlidir ve şarkı söylerken kendinden geçer, transta gibidir :D
 O da şu anlık fazla konuşmuyor ama çekingen gibi de değil. 

GOT7 Jackson ile çok yakınlar. Hatta geçen yemeğe çıkmışlar orada Jackson ona *fanlarımı çalmayı bırak, ikimiz aynı şirketteyiz* demiş :D 

JYP* nin 2010 seçmelerini geçerek şirkete girmiş -5 yıl stajın ardından sonunda çıkış yaptı çocuk :D- 


Üyelerimiz de böyle işte. Haklarında aslında demek istediğim o kadar çok şey var ki post daha okunabilir olması için yazmıyorum :D

Birazda albümleri THE DAY hakkında konuşayım..

Ben tam 2 hafta -TAM 14 GÜN belki daha fazla- boyunca bu albüm dışında hiç bir şarkı dinlemedim. Hala daha albümü üst üste dinlerim. Beklentimi aşırı karşıladı, hatta beklentimi aştı da diyebilirim.

Albümün bütün şarkılarını çocuklar kendileri yazdılar -adeta oğullarıyla övünen bir anne edasıyla yazdım bunu- . Konsept de diğer gruplardan farklıydı.

MV geldiğinde bir an kendime gelemediğimi söylemem lazım. Kendime geldiğimde yatağımda yuvarlanıyordum -uzun süre çıkışlarını beklemiş biri olarak..ayrıca buraya yazdıklarım yaşadıklarımın çeyreği bile değil-. Çıkış şarkıları o kadar güzel ki..eğer çıkışları böyleyse CB nasıl olur kim bilir :D
-MV yi ilk izleyişimde acaba ne zaman CB yaparlar diye düşündüğüm gerçeği :D-

Çıkış şarkıları alın işte bu :

CONGRATULATION



Saolsunlar bu şarkıyla sonunda *congratulation* kelimesini düzgün telaffuz edebiliyorum :D
Şarkıyı alt yazılı dinlemenizi şiddetle öneririm, o zaman konsept farklılığından kastımı anlarsınız.

Ayrıca albümdeki Freely benim favori şarkım..Dinlerken ruh halim bozuk olsa bile beni neşelendiriyor. Onu da alt yazılı olarak şuraya bırakayım. Kesinlikle dinleyin ------>

FREELY


Ayrıcaa çoğu dinleyenin sevdiği -kpop dinlemeyen arkadaşlarım da sevdi- bu güzel şarkıya da bir bakın derim.

COLARS


Albümdeki diğer şarkıları da şiddetle öneririm. DAY6* i yakından tanımak ve takip etmek için de DAY6 TURKEY sayfasını beğenmeniz, orayı takip etmeniz yeter. Emin olun çok sıcak bir ortam var.

Yazıma bir kaç gif ve resime son vereyim. 

GÖRÜŞÜRÜZ :D

BİRLİKTE ÇOK GÜZEL GÖZÜKÜYORLAR :D


GÜZEL ŞAŞI GÖZLER..


BU ÇOCUK SAHNEYE ÇIKTIĞINDA BİR FARKLI OLUYOR YAA..


NE KADAR DA MAKNAE İLE İLGİLENEN BİR ABİ


ŞARKI SÖYLERKEN VE GİTAR ÇALARKEN CİDDEN HAVALI GÖRÜNÜYOR


BU FOTOĞRAFA BAKTIKÇA GÜLÜYORUM :D


NASIL DA TUTKULU SÖYLÜYOR ŞARKIYI

BUNU BURAYA KOYMAZSAM İÇİMDE KALIRDI VALLAHA 
-çıkış yapmadan önce katıldığı bir programdanmış sanırım gif araştırırken buldum dfghj-



BU GİFE BA-YIL-DIM


                    EDİT: Junhyeok gtuptan ayrıldı.