16 Mayıs 2016 Pazartesi

MİM: ÖP, EVLEN, UÇURUMDAN AT TAG



Yeniden selamlar, 
bugün bu güzel mimle misafir olacağım evinize. Bu mim benim çok hoşuma gitmişti ve birinin beni mimlemesini beklemiştim, sonunda Ben Ölürsem Kitap Biter bloğunun sevgili yazarı Kenzi beni mimledi. Onun yazısı hemen şuracıkta.


Bu güzel editi de ona borçluyuz, kullanabileceğimizi yazmış ben de duramadım :D

Ayrıca mimin nasıl yapılacağını da çok güzel açıklamış, bugün bir gıdım daha üşengeç olduğumdan onu da sevgili Kenzi'den alıyorum, helal eder umarım :D



Ben  14 erkek 7 kız yazdım, 7 tur olacak yani. O zaman başlıyorum.

1. TUR

Duygu (Bir Türk Masalı: Duygu)
Newt (Labirent Serisi)

ÖP: Rudy. Rudy sevimli çocuk, benden küçük ama olsun, yanağına bir buse kondururum :D
EVLEN: Newt.. Newt benim serideki en sevdiğim ikinci karakterdi.. (Tabii ki 1. Minho) Neden bele ettin yazar ağbey :'(
UÇURUMDAN AT: Gönül rahatlığıyla Duyguyu buraya yazıyorum.

2. TUR

Kamuran (Çalı Kuşu)
Mark (Marslı)

ÖP: Finn
EVLEN: Mark. Yani ne sandınız :D
UÇURUMDAN AT: Kamuran.

3. TUR

Sol (Kül)
Bekir (Bir Türk Masalı: Duygu)
Bernard (Cesur Yeni Dünya)

ÖP: Sol. 
EVLEN: Bekir. Aslında Sol'ü evlene yazmak için yazmıştım ( :P ) ama Bekir daha bir evlenilesi geldi şuan gözüme :D
UÇURUMDAN AT: Bernard.

4. TUR

Tom (Trendeki Kız)
Olga Sergeyevna (Oblomov)
Ali (Bir Türk Masalı: Duygu)

ÖP: Olga Sergevyena. Aslında kitapta en sevmediğim karakter sendin ama Ali ile evleneceğimden dolayı ve Tom'u kesseniz öpmeyeceğimden dolayı buradasın, kader..
EVLEN: Ali kitaptaki en sevdiğim karakter. Hatta kitabın o iğrenç diline katlanıp serinin ikinci kitabını Ali için okuyacağım. (Eğer ikinci kitap Ali'nin bakış açısından olmasaydı hayatta para vermezdim.) 
UÇURUMDAN AT: Tom. Lanet pislik karakter, umarım ölürsün.

5. TUR

Rachel (Trendeki Kız)
Dax (Kül)
Ketniss (Açlık Oyunları)

Niye hepsi kız oldu :D Neyse,

ÖP: Ketniss.
EVLEN: Dax
UÇURUMDAN AT: Rachel. Ben bu kitaptaki hiç bir karakteri sevmiyorum sanırım :D

6. TUR

Lenina (Cesur Yeni Dünya)
Teressa (Labirent Serisi)
Thom (Kül)

ÖP: Lenina, ne kadar sevmesem de..
EVLEN: Thom. Yorumunu yazdığımda Thom'dan hiç bahsettim mi hatırlamıyorum ama benim kitapta en sevdiğim karakterdi.
UÇURUMDAN AT: Teressa. Gözümü bile kırpmam.

7. TUR

Adden (Kül)
Toby (Kurtlara Söyle Eve Döndüm)
Zane (Kül)

ÖP: Adden.
EVLEN: Toby
UÇURUMDAN AT: Zane.

Veeee mim bitmiştir. Çok zevkli bir mim. Karakterleri belirlerken biraz zorlandım çünkü benim isim hafızam iğrençtir.. Ama güzeldi. Şimdi gelelim kimleri mimliyorum;


ve yapmak isteyen herkes

Mimlendiniz efenim kolay gelsin :D


11 Mayıs 2016 Çarşamba

HİKAYEMSİ ŞEY: YAĞMURLA GİDEN



Merhabalaaar, bugün yeni bir hikayemsi şeyle geldim size. Aslında çok kısa ama paylaşmak istedim. Şimdiden okuduğunuz için teşekkürler!!

NOT: İsim için çok çok teşekkürler Deep!!


Geri  dönmeyecek..
Geri dönmeyeceğini biliyorum.
Zaten nasıl geri dönebilir ki ölen biri?
Döneceğini düşünmek sadece çocukların yapacağı bir eylem..

Sonbahardı. Hangi ay, gün ya da saat hatırlamıyorum. Sadece 3 yıl önce bir sonbahar..
Tarih konusunda balık hafızalıyım fakat o gün olan olayların hepsini hatırlıyorum. Tarih dışında kalan bütün ayrıntıları.

Yağmur ha yağacak ha yağmayacak denilen günlerden, serin bir esinti vardı havada. Yüzlerimiz yine de gülüyor, biz yağmuru ve soğuk havayı severdik çünkü. Onun üzerinde kırmızı bir kazak var. Bunu hatırlıyorum çünkü doğum gününde annem almıştı , rengi sevmediği kadar parlaktı fakat sırf annem aldı diye giyiyordu. Bu dolabındaki tek kırmızı parlak kazağıydı. Altında kot pantolonu. Kot dışında pantolon giymezdi. Düğün gibi özel günlerde bile takım elbise giydiğini görmedim. Takım elbisesi giydiği tek gün kendi düğünüydü. 

Annemi almak için memlekete gidiyorduk. Annemin memleketine. Dayım hastalandığı için 10 günlüğüne orada kalmıştı. 10 gün sonra, hatırlayamadığım bir sonbahar gününde, yağmur ha yağacak ha yağmayacak derken ve hava eserken biz annemi almaya gidiyorduk. Üzerinde kırmızı parlak bir kazak ve kot pantolon vardı. Kabanını arka koltuğa koymuştu.

Radyoda onun sevdiği türkü çalıyordu. Yeşil ördek. Nasıl denk gelmişti ki..

Yarım saat sonra başladı yağmur. İddiayı babam kazanmıştı ve yağmur yağmıştı. Yağmur yağmayacak diyen bendim. İnatlaşmıştık, annemi aldıktan sonra onları yemeğe götüreceğimi söyledim.

Nasıl oldu bitti anlamadım, hayır…
Nasıl olduğunu gayet iyi hatırlıyorum, önümüze bir geyik çıkmıştı. Babam çarpmamak için sağa kırdı direksiyonu. Bana sıkı tutun diye bağırdı ama kendisi sıkı tutunmamıştı. Ön camdan fırladı. Kemerini takmamıştı, yola çıkmadan önce o kadar dil dökmeme rağmen. Her yolculuğun başlangıcı böyleydi. Hiç kaza yapmamasıyla böbürleniyor, takmazsa da bir şey olmayacağını savunuyordu. Nasıl olmaz? Olmuştu işte. Arabanın 1 metre ilerisinde hareketsiz  yatıyordu.

Ağlamadım, bağırdım ama. Sesim kısılana kadar bağırdım. Canım çıkana kadar bağırdım. 20 dakika sonra başka arabalar gelmişti. Ambulanslar ve polisler. Ben çağırmıştım onları. Zor bela cebimden çıkardığım telefonum ile.

Önce babamı götürdüler, bir hastanenin bodrumuna. Soğuk ve diğer ölülerin olduğu yere. Sonra beni. Ama ben soğuk bir odaya kapatılmayacak kadar sıcaktım. Hayatta olduğuma karar verdiler, ama ben ölmüştüm. Babamı yerde hareketsiz olarak 20 dakika boyunca izleyince ölmüştüm. 1 hafta 4 gün beyaz bir odada kaldım. Hemşireler, doktorlar girip çıktı bu süre zarfında. Korkmadım ya da ağlamadım. Ama ben, babamı artık parlamayan kırmızı kazağı ve kot pantolonuyla, arabanın 1 metre ilerisinde hareketsiz yatarken 20 dakika izleyince ölmüştüm.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

KİTAP YORUMU: KİTAP HIRSIZI




Selamlaaaaar!!
Sonunda kitabım elime geçti ve sonunda yorumunu yazmaya başlıyorum. Okuyalı 2 ay oldu yine de bilgilerim ve düşüncelerim taze. Aslında kitap yokken de yazardım yorumunu fakat kitapta altını çizdiğim cümlelere ihtiyacım oluyor, o yüzden sabırla bekledim. Aslında kitabı okur okumaz (sanırım 2-3 gün sürmüştü) arkadaşıma vermiştim fakat o sayısal sınıf ve çok çok çok çalışması gerekiyor. Sınav haftası bitti ve en sonunda okuyup getirdi. 


alıntı.

Neyse burayı fazla uzatmaya gerek yok hemencecik konuya geçelim, çünkü bu kitap hakkında diyeceğim çok şey var!!

Liesel Nazi Almanyasın'da yaşayan bir çocuktur. Hikaye onun etrafında dönüyor. Bazı sebeplerden ötürü annesi Liesel'i ve erkek kardeşini başka bir aileye vermek zorunda kalıyor, ne yazık ki erkek kardeşi daha yoldayken ölüyor. Kardeşi gömüldükten sonra Liesel yerde, karların arasında bir kitap buluyor ve Kitap Hırsızı'mız böylece ilk kitabını çalmış oluyor.

<<''Baba!'' diye fısıldadı Liesel. ''Gözlerim yok.''
Babası Liesel'in saçlarını okşadı. Kız tuzağa düşmüştü.''Öyle bir gülümsemeyle,'' dedi Hans Hubermann, ''gözlere ihtiyacın yok zaten.'' Kızına sarıldı ve tekrar resme baktı. Şimdi sıra E'de.''>>


@snowbook insta hesabından alıntıdır.

Gerçek şu ki Yahudileri hiç sevmem. Genelinden de haz etmem, istekli olarak bir ön yargım var bu insanlara karşı ve ben bu ön yargıyı kırmak için hiç bir şey yapmıyorum, yapmak da istemiyorum doğrusu. Tabi bu genel olarak onlar hakkında düşüncelerim, yoksa iyi insanlar yoktur onların içinde, kesinlikle onlardan nefret ediyorum demiyorum. Her toplumda olduğu gibi onlarda da gerçekten iyi insanlar olabileceğini düşünüyorum. Sadece genelini sevmiyorum.

<<''İnsan her zaman dilediğini elde etmezdi.
Özellikle de Nazi Almanyasın'da.
Zaman geçti.
Savaş büyüdü.
Max, başka bir boş odada gizlenmeye devam etti.
Ta ki kaçınılmaz an gelene kadar.''>>

Amma ve lakin ben bu kitaba aşığım. Nabrut'un yazısını okuyunca ''Keşke almasaydım.'' dedim mi? Evet, dedim. Fakat ben geçen sene  bu kitabın filmini izleyip beğendiğim için ve kesinlikle kitaplar filmlerden daha güzel olduğu için bir şans verdim ve gerçekten de iyi ki vermişim.


@1beste1kitap insta hesabından alıntıdır.

Başlarda kitabın, yazarın diline alışamıyorsun ve kısa bir süre kitabın içine giremiyorsun fakat bir alıştın mı o kadar akıcı ve muhteşem ilerliyor ki anlatamam. Bir kere ''Hikayeyi kim anlatıyor?'' diye bir soru beliriyor kafanda ve bundan emin olana kadar aklından bin bir türlü şey geçiriyorsun. Misal ben arkadaşımın kafasının etini yemiştim 'bak bu yüzden bu anlatıyor olabilir ama şöyle bir şey de var o yüzden bu da olabilir'' diye. Tabii ki size burada hikayeyi anlatanı ifşalamayacağım ki siz de benim gibi merak edin ve heyecanlanın. Sırf bu yüzden aşığım kitaba.


@kitapevreni insta hesabından alıntıdır.

<<''Yüzünüze bir tokat yedikten sonra gülümsediğinizi düşünün. Sonra da bunu günde yirmi dört saat yaptığınızı.
Bir Yahudi'yi gizlemek böyle bir şeydi''>>

İçerik olarak da hoşuma gitti, basit ama etkileyiciydi. Karakterlere gelirsek eğer, Liesel ile aramda bir bağ kuramadım ama bütün karakterleri bir şekilde seviyorsunuz, en kötü dediğiniz karakter bile bir süre sonra kendini size sevdiriyor, tabii ki Hitler hariç. 


@_kitapdelisi_ insta hesabından alıntıdır.

''Öneriyor muyum?'' sorusuna gelirsek eğer, bu kadar övdüm önermezsem tuhaf olur yani!! Bence okuyun, hani zevk meselesi bir yandan ama ''keşke okumasaydım, bu nasıl kitap'' demezsiniz bana göre. Ayrıca Markus Zusak'ın da diğer kitaplarını okuma kararı aldım. Eğer diğer kitaplarının da bu kadar okuması zevkli bir anlatımı varsa bu yazar benim favori yazarlarım arasına girer.
Filmini de öneririm. Kitabı kadar olmasa da filmi de hoştu. Bence onu da zevkle izleyebilirsiniz. 

Benim kitap hakkında düşüncelerim bunlar, eğer okumuşsanız yorumlardan kitap hakkında dedikodu yapabiliriz, okumamışsanız ve okumaya karar vermişseniz eğer, okuduktan sonra gelin ve yine dedikodu yapalım :D





1 Mayıs 2016 Pazar

BİR KÜÇÜK ŞEBEK ŞEYCİK REŞİT OLDU!!





Merhaba!!
Nasılsınız blog sakinleri, iyi misiniz?
Bende hava biraz bulutu ama çok şükür halim vaktim yerinde.


Bu bloğu az çok takip eden biri GOT7'ı nasıl çok sevdiğimi, onları nasıl önemsediğimi bilir. Ne kadar doğru bilemem ama hayatta hiç yüz yüze gelmediğim bu insanlara o kadar bağlandım ki. Hayatımda ufak da olsa iz bırakıyorlar. Hatta diyorum ki müzik dinlemeyi bırakırım GOT7'ı bırakmam diye. Tabii ki büyüdükçe, zaman geçtikçe zevklerimiz değişiyor, ama ben bu insanlarla değişiyorum. Onlarla büyüyorum.


Bambam'in küçücük olduğu zamanları biliyorum mesela, Sesinin incecik olduğu zamanı, Korecesinin tuhaf olduğu -gerçi hala tuhaf- zamanları. Mesela bir fotoğrafını görsem hangi zamanda çekildiğini biliyorum yada bir video..

 GOT7 üyelerinin doğum günü için yazı yazmaya bundan tam 1 yıl önce Bambam'in doğum günüyle başlamıştım, bugün Bambam'in doğum günü. 20 yaşına girdi (Kore'ye göre).
Vay be zaman ne kadar çabuk geçiyor, o yazıyı yazdığım gün dün gibi aklımda.. 

Seninle 1 yıl daha geçirmek çok güzeldi Bambam. 20 yaşın kutlu olsun ve nice 1 yıllar geçirelim birlikte. Bu yaşına göre iyi idare ettin. Anneni hep gururlandırdın.. beni de. Baban olsaydı o da gurur duyardı. ''Tek başına güzel yetiştin Bam'' diyordur belki cennetten.

Ahgaselerini çok sevdiğin için teşekkür ederim, Yug'la birlikte üyelerle uğraştığın için de!