21 Şubat 2016 Pazar

KİTAP YORUMU: KÜL



Evvet! İlk kitap tanıtımıyla buradayım.
Bu yazımda yeni kitaplarımdan bahsetmiştim. İlk olarak Kül'ü okuduğum için onun tanıtımını yazıyorum. 

Önce arka kapak yazısını şuraya iliştireyim;

Kader daha önceden belirlendi.
Yönetim tarafından sıkıca kontrol ediliyor. 
Değiştirilemez.

Madden Sumner bir Mor olarak doğdu. Sistemin en yüksek halkası. Kaderi Yediler Bakanı olmak.

Dax halkanın alt tabanı olan Kül, bir Renksiz. Kaderinde gerçekleştirmesi gereken hiçbir şey yok.
Buna rağmen hayatından vazgeçmiş değil.
Statüsünün onu tanımlamasına izin vermeyecek.

Dax ve Madden'ın yolları, özgürlüklerini kazanmak için verecekleri mücadelede hiç beklemedikleri bir şekilde birleşecek.

Peki, kaderleri için savaşmaya gerçekten hazırlar mı?

alıntı

Konusu kısaca şöyle; Bir olay oluyor, bu olay sonucunda insanlığın çoğu yok oluyor. Klasik bir distopya yani. Daha sonra insanlar renklerle ifade edilen statülere yerleştiriliyorlar. Önem sırasından itibaren ''Mor, Kırmızı, Yeşil, Sarı, Kahverengi, Barut Rengi ve Kül Rengi. İnsanlar kaderlerinin önemlerine göre renklendiriliyorlar. 

<<''Kaderin armağanı, tehlikeli bir sorumluluktur.Geleceğin gücüyle birlikte gelir.''>>

Arka kapak yazısında karşılaştığımız 2 ana karakterin ağzından dinliyoruz biz olayları. Bir o anlatıyor bir o. 
Burada bir şey itiraf edeyim, ben kitabın sadece arka kapak yazısını okumuştum. Hakkında hiçbir araştırma yapmadım. Zaten kapağı görür görmez kitabı istiyorum diye dolandım ortalıkta. Ben arka kapağını okuyunca Dax'i erkek sandım (Gerçekten). Tabi aklımda kurguluyorum, Madden ve Dax aşık olacak sonra baştakilere kafa tutacaklar falan fistan diye. Kitaba başladım ilk birkaç sayfasında Dax'in kız olduğuyla ilgili hiçbir şey söylemiyor, hatta bir yerde Dax'in kıyafetlerini betimlerken abisinin eskilerini giydiğinden, üzerinde pantolon ve tişört olduğundan falan bahsediyordu. Sonra bunun ben kız olduğunu öğrenince beynimden vurulmuşa döndüm. Sanırım o cümleyi 5-10 defa okudum. Tabi böyle olunca kitap benim kurguladığımdan çok başka devam etti. Bu kitabın bana attığı en büyük goldür.

alıntı

Neyse,
Madden 18 yaşında bir Mor, ayrıca kaderinde en yüksek konum olan Yediler Bakanı olmak var. Yani düşünebileceğiniz en önemli statüde kendisi. Diğer Mor'lar gibi çok üstten bakmıyor Küllere ama içten içe o da Küller'den fazla haz etmiyor. Yasalara bağlı, bu sistemi benimsemiş biri. 

<Öfkeyle,''Bu senin için bir tür şaka mı? diye sordum. Zane beni öylece başından savdı.''Kaybedecek hiçbir şeyin olmadığında komediyi en garip yerlerde bulursun. Senin türünün anlamayacağı bir felsefe''.>>

Dax ise asi bir genç kız. O da 18 yaşında ve Madden'la aynı sınıfa gidiyor. ( Evet, statüsü farklı olan inanlar aynı yerlerde bulunabiliyorlar, aynı okula gidebiliyorlar fakat toplumda ayrımlar var. Morlar, Morlarla yada statüsüne yakın olanlarla takılıyor, Küller, Küllerle). Dax bir Kül, ama Küller'in de altında çünkü onun bir kaderi yok. Küllerin bile ufak tefek kaderleri var  -misal karşıdan karşıya geçmek- ama onun hiçbir kaderi yok. Bu yüzden daha bir dışlanıyor, daha bir ezikleniyor. Ama Kül olsa da, Dax'in Mor olan abileri Link ve Aldan Dax'i çok seviyor.

alıntı

Şimdik yukarıda ''Ben kadere karşı kumar oynamayı çok iyi biliyordum'' diyor ya. İşte bu yerde kaderinizi inkar ederseniz çok ciddi cezalar alırsınız, hatta idam edilirsiniz. Eğer kaderinde olan şeyi -misal karşıdan karşıya geçmek- yapmazsan yada yapamazsan idam ediliyorsun. Nedenini sorgulamıyor adamlar direk sisteme bir baş kaldırı olarak düşünüp idam ediyorlar. 
Hatta bir kural var, ailenin çocuğu sisteme işe yaramaz bir statüde ise vergi falan ödüyorsun ki bu vergiler hiç azımsanmayacak derecede değil. 

Kitap hakkında geri kalanları kitabı merak edip alırsanız siz öğrenin. Fazla şey anlatmayayım merak edilecek bir şeyler kalsın size de.

YORUMUM

Ben kitabı beğendim, kolay okunuyor. Eğer kız kardeşim ışıktan rahatsız olup ''Abla yeter!! Yarın bitirirsin'' demeseydi 1 buçuk günde bitirirdim. Zaten okulda bitirdim kitabı. 
Nasıl desem kitap 460 sayfa, bunun 420 sayfasında olaylar oluyor, sırlar açığa çıkıyor, geçmişte olan olaylara değiniyor falan ama ben bu olaylardan pek etkilenmedim. ''Yok artık canım!!'' dediğim kısımlar olmadı. Böyle hep bir eksiklik hissettim. Ama son 40 sayfa ''benim için'' oldukça keyifli geçti. Hatta sonunda kitap için mantıklı olup, benim ''Ne alaka yaa, böyle saçmalık mı olur!!'' dediğim bir yer var ki aslında bu güzel bir şey. Bu kitap ''Kader Serisi''nin ilk kitabı. İkinci kitap çıkmış olsaydı, ilk kitabı bitirir bitirmez o an düşünmeden sipariş verirdim, çünkü içimde 2. kitap çok daha güzel olacağı yönünde bir his var. 
Kitabın kapağına da diyecek hiçbir şey bulamıyorum. Cilt kısmının rengi tuhaf bir sarı ki bu sarı benim çok çok hoşuma gitti, ne kadar arkadaşlarım hiç beğenmese de. Ayrıca kitabın sayfalarının kenarları da sarı. Bunun da kitaba ayrı bir çekicilik katmış olduğunu düşünüyorum.

alıntı

Kitabı öneriyor muyum??
Evet!

Mutlaka okumalısınız diyemeyeceğim ama okurken zevk alınabilecek bir kitap. Aslında bu ''kesinlikle okumalısınız'' cümlesini 2. kitapta kuracağım gibime geliyor, umarım hayal kırıklığına uğramam. Ha bu arada 2. kitabın adı ''Morötesi''. Heyecanla bekliyorum bakalım (N'olur hayal kırıklığına uğramayayım T.T) . Benden önce çıkacağı yönünde haberdar olursanız bana haber etmeyi unutmayın.

<<Yarı ona yarı kendime, ''Aptallığına dön tabii,''dedim. ''Bir şeyi anlamıyor olman o şeyin aptalca olduğu anlamına gelmez. Senin Hortlakların yollarını anlamanı beklediğimden değil tabi.''>>

İlk defa kitap tanıtımı yaptığım için biraz tedirginim doğrusu. Umarım okurken zevk almışsınızdır. Ve umarım kitabı adam gibi, doğru dürüst  tanıtabilmişimdir. 

20 Şubat 2016 Cumartesi

SADE SODA 1 YAŞINDA!!




Merhaba arkadaşlar.
Bugün bir doğum günü kutlamak için buradayım. Benim sevgili bloğum Sade Soda artık 1 yaşında.
Blogumu açtığımdan ve ilk yazımı yayınladığımdan beri tam 1 yıl geçti.
Ne ara bu kadar gün geçti bilmiyorum ama iyi ki bu bloğu açmış ve sizlerle tanışmışım. 
Belki hayatımda hiç gerçek manada tanışmayacağım, yüzlerini görmediğim, isimlerini dahi bilmediğim insanlarla sohbet etmek, ortak ilgi alanlarını paylaşmak oldukça zevkliydi.

1 yıl içerisinde toplam 63 yazı yazdım, film ve şarkı yorumları, kendi hayatımdan kesitler ve daha bir çok konuda şey paylaştım burada. Açıkçası ne demem, ne yazmam gerektiğini bilmiyorum. Mutluyum.. Bir şeyler başarmış gibi hissediyorum kendimi.


Bloğumu açma nedenimi ilK yazım olan hatta ''İLK OLARAK'' başlığını attığım yazımdan anlayabilirsiniz. Bloğumu açmadan önce takip ettiğim bloglar vardı ve ben oradaki samimiyeti oldukça kıskanıyordum. Benim de 1 yılda 47 takipçim oldu ve kıskandığım ortamı kendi bloğumda yakaladım. 

İlk yazdığım yazılara bakıyorum da oldukça çocukçaymışım. Yani onları okuyan biri benim o sıra 13-14 yaşımda olduğumu düşünebilir. Gittikçe yazı yazmak konusunda kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum.  Mesela arkadaşımdan kalma bir alışkanlık olan ''kikiki'' gülüşünü bıraktım. Yada yazım yanlışları falan yapıyormuşum, yazarken onlara daha bir dikkat eder oldum ve bu günlük hayatımda da beni etkiledi. (Yazım yanlışlarımı gördükçe kendimi gömmek istiyorum. Aslında nasıl yazılacağını bildiğim halde önemsememişim galiba.)


İlk yazımda anime tanıtımları falan yapacağımı söylemiştim, söylemiştim ama 1 yılda 0 anime tanıttım. Acaba neden böyle oldu..? Neyse bu yıl yeni animelerden sizi haberdar etmek istiyorum. Bunun dışında EXO NEXT DOOR'un bölümlerini yorumlayacağım bir yazı dizisi oluşturmak istiyordum fakat hem oldukça vakit aldığından hem de fazla okunmadığından dolayı 1. bölümden sonra yazmayı bıraktım.
Ayrıca İSMİMLE BAŞIM DERTTE yazı dizisini de 1. bölümde iken bıraktım. Aslında buna devam edeceğim ama ben ne zaman bilgisayarın başında yazıyı yazmak için otursam kendimi başka bir şey yazarken buluyorum o yüzden yazamadım. Tabi bunun bölümleri gelecek taslaklara bir şeyler karaladım, onları tamamladıktan sonra.
Çok sevdiğim bias grubum GOT7 üyelerinin doğum gününü kutladığım bir yazı serisi vardı mesela onlara da devam edeceğim ama son 3 üyenin doğum gününü de kaçırdım, artık önümüzdeki doğum günlerine..
Yazmak istediğim yazıları bir türlü yazamadım, hala taslaklarda yatıyorlar, onları tamamlayacağım bu yıl..


1 yıl içerisinde sanırım 3 kere falan kaybolmuşum :D Ama her defasında döndüğüm için mutluyum.

Bloğumun tasarımı hala beni memnun etmiyor, üzerinde daha çok çalışmam lazım. Belki bu yıl içerisinde bloğumun tasarımına yeni bir şeyler katabilirim.

Ayrıca bloğumun ismini bu yazıda anlatmak istiyorum.

Bir mimde, sadece sade soda içebildiğimden bahsetmiştim. Çevremde babam dışında kimse sade soda içmiyor ve bu da beni, benim için sade sodanın özel olduğunu düşünmeye itiyor. Biraz çocukça ama bloğum da benim için özel olduğu için ona bu ad vermek istedim. Ayrıca bloğumu açtığım sırada da sade soda içiyordum :D (Yazar bu yazıyı yazarken de soda içiyor)

Umarım senelerce sıkılmadan blogda yazı yazmaya devam ederim.
Ha unutmadan yorumları ile beni motive eden  D.S.K sana burdan çoook teşekkür ederim :* Bloğumu ilk açtığım günlerde senin yorumların bende devam etme isteği uyandırdı :D

BLOĞUMUN 1. YILI KUTLU OLSUN!!





18 Şubat 2016 Perşembe

KİTAPLARIM!! CANIM KİTAPLARIM!!





Bu gördüğünüz 4 kitap dün elime ulaştı. İlk defa internetten kitap aldım ama tek değil. Mahallemde Okuoku'dan kitap alan biri varmış meğersem, benim de almaya niyetlendiğimi öğrenince ''E o zaman birlikte alalım, kargodan kar ederiz'' dedi ben de seve seve kabul ettim.
Kitapları onun evine teslim edildi, geldiğini son ders öğrendim, tabi ben bir mutlu bir heyecanlı, okul bitsin de çabucak kitaplarıma ulaşayım diye sabırsız sabırsız arkadaşlarıma söylendim.
Kitaplardan biri sürpriz oldu benim için de.
Şimdik geçelim kitaplara.


KÜL

Kaç haftadır istiyorum bu kitabı...?
Sonunda almak nasip oldu. Okuoku'da görüp, tek kelimeyle mühteşem olan kapağına vurulup -flas patlamış kötü çekim için üzgünüm :/- ,uzun süredir almak istediğim bir kitaptı.
Bir distopya. Eve gelir gelmez başladım kitaba. E o kadar bekledim almayı, okuma sırasının tabii ki başında olacaktı :D Dün biraz okudum, bugünde kitabın 3'de 2'sinden çoğunu bitirmiş bulunmaktayım. Kitaplar hakkında, onları okuduktan sonra yazı yazacağım, bu yüzden burada ayrıntıya girmiyorum.


KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM

Bir aşk romanı oluğu için başlarda pek dikkatimi çekmemişti fakat kitap hakkındaki yorumları okuduğumda bir şans vermeyi düşündüm. Okuoku'daki fiyatı 7.90 da olunca da attım sepete :D


KİTAP HIRSIZI

İndirimdekiler kısmında bu kitabı da görünce, listemde olmasa bile alasım geldi. Geçen sene ingilizce dersinde filmini izlemiştik, tabi gürültüden pek anladığım söylenemez ama beğendiğimi hatırlıyorum. Bu yüzden kitabını da alıp okuyayım dedim.  Nabrut pek beğenmemiş bakalım ben beğenecek miyim?


DUYGU

Sürpriz olan kitabım bu. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Normalde, sadece yukarıdaki kitapları alacaktım fakat arkadaşım ''İstersen bunu da al, instagramda fidan yapıyoruz, sen de katılırsın'' dedi. Sanırım Mart'ın 5'inde hepimiz birlikte başlayacakmışız kitaba. Madem öyle dedim alayım bende. Açıkçası ben 300-400 sayfalık bir kitap bekliyordum ama 600 küsürlük kalın bir kitap çıktı :D
Martın 5'ine kadar bekleyip, hakkında hiç bir araştırma yapmadan başlayacağım kitaba :D
Bakalım nasıl bir şey çıkacak...

Şimdilik aldığım kitaplar bu kadar ama okuoku'dan kitap almaya devam edeceğim kesin. Kitapların yanında çok hoş ayraçlar ve bir de Nescafe göndermişler. Ayraçları çok beğendim ama Nescafeyi anneme verdim, maalesef ki Türk Kahvesinden başka kahve içmiyorum.

Kitapları okuduktan sonra yorumumu gireceğim.

GÖRÜŞÜRÜZ!!





9 Şubat 2016 Salı

HİKAYE: HAYAT KALANLARLA DEVAM EDİYOR



Eveeet, biraz heyecanlıyım çünkü bu hikayeyi kulüptekiler dışında kimse duymamış/okumamıştı. Eleştiriye açığım :D 

Keyifli okumalar.


Dün yanıma bir abla geldi.

Öyle yanıma geldi dediysem, benim için değildi gelmesi.
Ben öylece oturmuş kayalıklara, sahili izliyordum. Hava soğuk haliyle, aralık ayındayız. Bu saatte otobüste olmam, evin yolunu tutmam gerekirdi. Bense sırf arkadaşlarımla biraz daha konuşayım, hafta sonundan önce biraz daha vakit öldüreyim diye, sallana sallana gelmiştim durağa. Hepimizin durakları farklı, baktım yol ayrımında bir ben kalmışım. Durağa gittiğimde otobüs çoktan kalkmıştı. Öyle çok sık geçen bir otobüs de değil benimkisi. 45 dakikada bir bulur durağın yolunu. E ben 45 dakika nasıl beklerim durakta.  Sıkılırım bir kere. Hazır sahil de yakın, dedim  ne zamandır sahile de düşmüyor yolum. Hava soğuk da olsa bir sahil keyfi yapayım, kayalıklarda oturayım, İstanbul'un sanayi kokusuna karışmış deniz havasını çekeyim ciğerlerime. Tek başınalıkta huzur bulayım.
Oturdum uzunca giden kayalığın bir köşesine. Başta dediğim abla 3 bilemedin 5 dakika sonra geldi, biraz ilerime oturdu. Ne çok uzaktı, ne de fazla yakın.
Biraz sonra ablanın oturduğu yerden sesler gelmeye başladı. Hıçkırıklar, ağlarken akan burnun çekilme sesleri. Bir yandan da gülmeler kahkahalar. Ne olduğunu anlayamadım. Bir insan hüngür hüngür ağlarken nasıl olur da kahkaha atar?
Yanına gitsem mi gitmesem mi diye düşündüm bir süre.  Benim otobüsün kalkmasına da 30 dakikadan az fazla var.

Biraz izledim ablayı, öyle insana zarar verecek kötü birine de benzemiyordu. Gayet güzel kahverengi saçları vardı, fazla uzun değillerdi ama. Fiziği güzeldi belli. Bacaklarını uzatmıştı denize doğru, ince ve uzunlardı.  Geleli nereden baksan 10 dakika olmuştu. Bir ağlıyor bir gülüyordu.
En sonunda ben de cesaretimi topladım. Çantamdan selpak çıkardım. Kayalıklardan atlaya atlaya, dikkatli bir şekilde yanına gittim. Selpağı uzattım önce. Aklımda onunla sohbet etmek yoktu. Yüzünü silmesi için selpağı verecek ve durağıma gidecektim. Otobüs kalkmadan 5 dakika önce durakta olmayı planlamıştım.

Abla başta beni fark etmedi. Fark etmesi için ''şey.. buyurun, selpak'' dedim önce. Sesim fazla çıkmamış olsa gerek yine duymadı beni. Omzuna hafifçe dokundum. Kafasını bana doğru çevirdi. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı ama tuhaf olan yüzündeki gülümseme kocamandı. Bildiğin 32 diş sırıtıyordu. Biraz klasik olacak ama dişleri inci gibi beyazdı. Yüzü ise.. insanı rahatsız edecek kadar güzel. Yaklaşınca da saçlarının düşündüğümden daha açık bir kahverengi olduğunu anladım.
Ona selpağı uzattığımı fark edince ''ah selpak!'' dedi ve nazik bir şekilde, hiç acele etmeden, kibar hareketlerle selpağı aldı.
''Teşekkür ederim, yanıma selpak almamışım'' dedi. Ses çıkarmadım.
Oturmak ister misin diye sordu.  Aslında aklımda olan bu değildi ama kendimi yanındaki taşa oturur buldum.
Daha ben sormadan anlatmaya başlamıştı bile ;

Bugün, birkaç dakika önce yeğenim dünyaya geldi.
Bunu söylerken gözlerinden bir yaş damladı. Güzel ve pürüzsüz yanaklarından çenesine doğru kaydı. Aklımdan  ''Yeğeni doğduğu için mutluluktan ağlıyor olsa gerek'' diye geçirdim. Yine de buraya gelip hüngür hüngür ağlayacak bir durum değildi bu.  Ben bunları düşünürken anlatmaya devam ediyordu..
''Yeğenim dünyaya gözlerini açtığı an.''.
Sesi kısılmıştı burada, kelimeler boğazında düğümlenmişti. Hıçkıra hıçkıra devam etti..
''Kardeşim sonsuza kadar gözlerini yumdu.''

Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Yeğenini kazandığı gün, kardeşini kaybetmenin ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bunu yaşayan bir insan nasıl sakinleştirilir, nasıl avutulur.. hiçbir şey bilmiyordum. O, son cümlesinden sonra ağlamaya başlayan ablaya hiçbir şey diyemeden, sadece baktım. Anlatmaya devam etti. Kardeşi evleneli  7 sene olmuş. Son 5 yılı hastane ve ev arasında mekik dokuyarak geçirmiş. Çocukları olmuyormuş. En sonunda  bir çocuğa sahip olacaklarmış fakat annenin hayatı tehlikedeymiş. Kardeşi ne olursa olsun bu çocuğu doğuracağını söylemiş ve bugün doğum gerçekleşmiş.
Hikayenin bu kısmında abla ağlamayı bıraktı ve gülerek, sevinç içerisinde doğan bebeğin nasıl bir şey olduğundan bahsetti.
Aynı babasına benzeyen çok güzel bir oğlan. Gözlerinin rengi şimdi belli olmazmış ama annesininkilere benziyormuş. Kirpikleri uzun, kocaman bir çift göz. Aynı annesinde olduğu gibi. Burnu da annesininkini andırıyormuş . Belki büyüdükçe daha fazla annesine benzermiş.
Ablanın gözleri, bunları anlatırken o kadar güzel parlıyordu ki. Dünyada gördüğüm en güzel gözler olduğunu düşündüm.
Sonra.. bir anda ruh hali değişti, yüzü gülmeye devam ediyordu ama  gözlerindeki o pırıltı sönmüştü. Benim de ağlamama neden olan o cümleye gelmişti sıra,

''Annesi, hayatına mal olan çocuğu görebilseydi keşke..''

Ciddiyim o ana kadar hiç ağlayasım yoktu. Zaten ağladığımı gözümden akan damlaların, dudaklarımın içinden süzülüp ağzıma tuzlu bir tat vermesiyle anladım.  Ağladığımı fark edince, ağlama hissine kavuştum. Daha fazla ağladım. Abladan daha fazla ağlıyordum.

Abla hikayesinin sonuna gelmişti. Artık o bakacakmış kardeşinin hatırasına. Normalde buraya gelmemesi gerekirmiş ama bebeğin yüzünü görünce bir ağlama tutmuş ki sorma gitsin. Hastanede akrabaların yanında da ağlamak istememiş, bundan sonra olduğundan daha güçlü olması gerekiyormuş.

Ağlamam biraz durulunca cesaret edip sordum. Ablanın yanına geldiğimden beri ağzımdan çıkan ikinci cümlenin bu olacağı aklıma gelmezdi .
''Peki abla da, niye psikopat gibi bir ağlayıp bir kahkaha atıyorsun, vallaha korktum, yanına gelmeye çekindim.'' sorduğum an pişman olmuştum bile.
Yüzüme baktı, bir kahkaha daha attı.
Ne bileyim, bir yeğenimin doğumuna seviniyorum bir kardeşimin vefatına üzülüyorum. Nasıl hissedeceğimi ben de anlamadım ki.
Ablanın bir anda bu şekilde alaylı konuşması  beni şaşırtmıştı. Devam etti..

''Neyse, iyi ki gelmişsin, teşekkür ederim. Birilerine anlatmasaydım içimde kalırdı daha kötü olurdum.  Bundan sonra bana ağlamak yok. Artık hastaneye dönüp bebekle ilgilensem iyi olur.''

Yanımdan kalktı ve uzaklaştı. Bir süre orada, olduğum gibi kalakaldım. Sonra aklıma otobüsüm geldi. Acele ile saatime baktım. Çoktan otobüsü kaçırmıştım. Bir sonraki otobüsü durakta bekledim.
Evde olmam gerekenden çok geç bir saatte gittiğimden, olan bitenleri de anlatamadığımdan bir güzel azar yedim.

Ama o gün hayatımın dersini almıştım.

Ne olursa olsun hayat, kalanlarla devam ediyor..


8 Şubat 2016 Pazartesi

DURUM BİLDİRİMİ #2




Selamlar saygılar sevgili okuyucu.
Bugün okulun ilk günü, keşke hiç açılmasaydı demeden edemiyorum açıkçası. Bugünden başladılar saçmalamaya. ''Neyse'' deyip geçiyorum artık, canımı sıkmak istemiyorum.


Benim kulüp işi de bu kadarmış anlaşılan. Bilirsiniz benim bir edebiyat kursuna katıldığımdan, bugün hoca iptal edildiğini söyledi. Artık kulüp toplanmayacakmış. Katılımdan kaynaklı olarak. Son 2 hafta ben de dahil olmak üzere kimse kalmamış kulübe. Ondan öncesinde de çoğunlukla ben ve 1-2 kişiyle yapıyorduk zaten. Sözde 10 kişiyiz ama katılan toplasan 3 kişi oluyordu. Hoca da bu durumdan sıkılmış olsa gerek iptal etti. Haklı adam, bir şey demiyorum o yüzden.
Benim yarışmaya gidecek hikayem de kaldı. Yollamayacağım. Burada yayınlayacağım yarın düzenleyip. Ayrıca yeni klavye aldık ve artık kesme işareti yerine ''*'' bunu yapmayacağım için çok mutluyum :D

Yarın görüşmek üzere.




6 Şubat 2016 Cumartesi

ÜZGÜNÜM SHINee..




Shinee*yi kpop takip edip de bilmeyen yoktur. Bilmeyenler de Shinee*nin bir kpop grubu olduğunu bir önceki cümlemden anlamıştır.

Bu postumda Shinee yi eleştirmeyeceğim, kpopdaki en kaliteli gruplardanır zaten kendileri.Bütün üyeleri ayrı ayrı severim. 

Ama bir şarkıları var ki, onu duyduktan sonra yerimden kakıp, üniformalarımı giyesim geliyor. Duyar duymaz kulaklarımı kapayasım, telefonumu fırlatasım geliyor. Aslında seviyorum ama içten içe kin besliyorum bu şarkıya.


Her şey *ben bu şarkıyı alarm sesim yapayım,* dememle başladı. Yılın başında annem çalıştığı için sabahları kendim kalkmak zorundayım. O yüzden böyle enerjik, bir o kadar da yüksek sesle başlayan bir şarkıyı alarmım yapmalıydım. SHINee*nin bu şarkısı tam aradığım özellikteydi ben de yaptım. Tabi anlatmıştım ben bir kerede kalkamıyorum, ard arda alarmlarım var diye. 5-10 dakikada bir bu şarkı çalınca benim sene sonuna kadar psikolojim bozuldu. Artık youtube da falan karşılaşırsam anca öyle dinliyorum, telefondan silmek zorunda kaldım, random çaldığı için, denk geldiğinde dayanamıyor değiştiriyordum.


Dediğim gibi şarkının kötü olması, beğenmemem falan değil dinleyemememin nedeni, bende bir travma yaratması :D

Buyurun işte o şarkı;


SHINee- LUCIFER

5 Şubat 2016 Cuma

MİM; SEVDİKLERİM, SEVMEDİKLERİM VE TAKINTILARIM



Sevgili Bonghwang beni taaaaaa.. ne zaman önce *sevdiklerimiz, sevmediklerimiz ve takıntılarımız* mimi ile mimlemişti. Bilgisayarım bozulduğu için maalesef bu zamana kaldı ve ben de daha fazla bekletmeden yapmak istedim. Onun yazısını buradan okuyabilirsiniz
O zaman başlayayım :D.

LEE HONG Kİ- LET S SEIZE THE DAY


Mesela ben uyansam bile yataktan kalkmam. Böyle kalmam için bir 10-15 dakika zaman geçmesi lazım ki bu okul zamanı böyle. Eğer tatildeysek veya benim boş bir zamanımsa atıyorum saat sabah 8 de uyandım ve beni kimse çağırmadı akşama kadar yatakta kalabilirim. Anında kalktığım zamanlar da oluyor ama bunlar çok nadir. Yatağımı seviyorum :D


Yatarken yorganın/battaniyenin sırtımı kapatmasına özen gösteririm. Eğer sırtım açıkta kalırsa kabus ya da kötü bir rüya göreceğimi düşünüyorum, bunun nedeni sırtım açık kaldığı bir gün bir rüya görmem. Rüya korkunç değildi ama bir kaç hafta aklıma takılmıştı. O günden sonra sırtımın açıkta kalmadığına çok dikkat eder oldum. Ama eğer sıcaksa hava yorganı direk üstümden atarım. Önemli olan sadece sırtımın açık kalmaması.

Ayaklarımın sıcak olmasına dayanamam. Hep soğuk olmalılar ki bu genelde de böyledir. Ellerim için de aynı şey geçerli.


Yağmuru çok severim. Yağmuru sevdiğim kadar şemsiyeyi sevmem :D Yanıma hiç şemsiye almam ve arkadaşlarımın *Islanma, şemsiyenin altına gir* tekliflerini hep geri çeviririm :D 

Yatmadan önce ve uyandıktan hemen sonra telefonumu kontrol ederim. 

Her türlü yemeği soğuk yiyebilirim. Yoğurt çok severim ve her yemeğin yanında yoğurt da yiyebilirim. Genelde evdeki yoğurdu ben bitiririm :D Meyveli yoğurt hiç sevmem :P

Sade soda dışında soda içemem. Meyveli soda hiç sevmem. Aslında eskiden içiyordum, sonra sade soda içmeye başlayınca içemez oldum, nedenini ben de anlamadım.

Şarkı dinlemesem bile kulaklık takarım. Tuhaf bir alışkanlık ama bu bende takıntı derecesinde. Kulaklığım yanımdaysa kesinlikle kulağımda olmalı.

Amerikan filmlerini *Aaa canım sıkıldı, hadi amerikan filmi izleyeyim* diyerek izlemem. Ya yanımda arkadaşım olacak o Kore yapımı izlemediği için izleyeceğim ya da televizyonda falan çıkacak. Yoksa özellikle açıp izlemem.  

Ben bir iş yaparken başımda beklenilmesinden nefret ederim. Mesela pc de bir şeyler yapıyorum, ne yaptığım yada kim olduğu önemli değil başıma gelen kişiyi direk kovarım. Özel olduğu için değil sadece sevmiyorum.


Sigaradan nefret ederim. İçilen yerde duramam hemen öksürmeye başlarım.

Kız grubu dinleyemiyorum. Kadınlığını kullanmalarından oldukça rahatsız oluyorum. Dinlediğim bir kaç grup ve solo var, onun dışında dinlediğim söylenemez.

İnsanların görünüşüyle dalga geçilmesinden nefret ederim. İnsanlardan nefret etmeme kararı aldım, onların sadece davranışlarından nefret edeceğim. 

Çok hızlı hazırlanırım. Makyaj yapmam, elbise, sivilce, kilo takıntım yoktur. Aslında elbise alırken içim gidiyor ona para verdiğim için sdfghjmk Evden dışarı çıkmayı tek olmadığım sürece sevmem. Elbise giyemem, bu uzun, etekli falan olanlardan, rahat edemiyorum.


Televizyon izlemiyorum. Çok nadir, o da ailemle salonda oturduğum zamanlar, bir de telefon ve internetten sıkıldığım, ders çalışmak istemediğim, okuyacak kitabım olmadığı zamanlar.

Her tarz kitabı okuyabilirim. Kişisel gelişim dışında.

Uyumadan önce hayal kurarım ki bunu hepimiz yapıyoruzdur :D Ama bende öyle bir durumda ki hayal kurmadan uyamıyorum. Yattığım zaman bir düzenim vardır.
-Sırtımın örtüldüğünden emin olmak
-Dua etmek
-Hayal kurmak
Bu üçünden birini yapmadığım zaman rahat uykuya dalamıyorum.

Çok sık ağlamam. İzlediğim bir film, dizi, dinlediğim bir müzik beni ağlatmaz. Sadece G.O.D*nin To My Mom MVsini izlerken ve şarkıyı dinlerken ağlamıştım. Bu yüzden beni ağlatan tek şarkı olma özelliğini taşıyor. Artık o da ağlatmıyor, ilk izlediğimde olmuştu :D 

BURAYA DA KOYAYIM. BAYAĞI ESKİ BİR ŞARKI O YÜZDEN FARKLI GELEBİLİR. ŞARKI BENİMLE YAŞIT :D-1999-

İnsanlar arasında çok rahatımdır. Benimle konuşmaya çekinen biriyle hemen iletişime geçebilirim. İnsanları iyi okuduğumu düşünüyorum, ama onar hakkındaki fikirlerimi çevremdekilerle paylaşmam. O kişi hakkında fikir sahibi olmam için biraz sohbet etmem ve gözlemlemem yeterli. 

Yeni girdiğim bir ortamda hemen muhabbet kurmam, önce oradaki insanları gözlemlerim.


Bilgisayarda vakit geçirmeyi oldukça severim. Sayfadan sayfaya atlamayı, yeni bir şeyler öğrenmeyi, insanların bir şey hakkında çeşitli düşüncelerini öğrenmeyi... Özellikle yorumları okumak benim için bir alışkanlık:D Bir yazıyı okuduktan sonra altındaki hemen hemen bütün yorumları okurum :D 

Bir mimin de sonuna geldik :D Oldukça zevkli bir mimdi. Çok önce mimlendiğim için kimin yapıp kimin yapmadığını bilemiyorum o yüzden yapmayan kim var ise onu mimliyorum.
Ayrıca buna benzer *alışkanlıklar* temalı bir yazım vardı onu da okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. 

Kendinize çok çok iyi bakın ve Bonghwang bu kadar geç olduğu için üzgünüm..
Bir sonraki postta görüşmek üzere :D